Domat.us , Domatesin yeni adı, Yeni tadı - Beta
AnaSayfa Flash Oyunlar SMS Fıkra Yemek Tarifleri MSN Araçları Canlı TV Yazılar Domates  
 
Kategoriler
 
 
 

 
 
 

AnaSayfa > Kişisel Gelişim Üzerine > MOTIVASYON
Kategori: Kişisel Gelişim Üzerine
Gönderen: fatos
Tarih: 2010-02-11
Puan: 10   Puan:10 | Katılımcı:1 | Katılımcı : 1
Okunma: 124
  
 
1 puan 2 puan 3 puan 4 puan 5 puan 6 puan 7 puan 8 puan 9 puan 10 puan

60 SANİYEDE MOTİVASYON
Ne kadar
güçlü, kendinden emin ve kendi ayaklarımızın üzerinde duruyor olursak olalım
nihayetinde insanız. Doğamız gereği de kabul görmeye, beğenilmeye, motive
edilmeye ihtiyaç duyarız.Aceleniz var, zamanınız kısıtlı,gün içinde yapacak çok
işiniz var. Ama kendinizi motive etmek adına harcayacak 60 saniyenizde mi yok?

İnsan olduğumuzu, doğamız gereği takdir edilmek istediğimizi vurguladık.
Pekala o gün etrafımızdaki herkes kendi işleriyle meşgulse ve bizi onaylayacak
tek bir cümle duymak şansımız yoksa ne olacak?

Gün boyunca =C2=B4Beyaz atlı
takdir prensi=C2=B4nin bir şekilde bize ulaşıp takdir etmesini mi bekleyeceğiz?

Elbette bizim dışımızda kalan insanlardan takdir görmek güzel ve
muhteşem bir motivasyon kaynağıdır. Ancak dilerseniz gelin özellikle sabahları
bu işi hiç kimselere bırakıp kimseleri beklemeden kendimiz yaparak güne güzel
bir başlangıçla =C2=B4Merhaba=C2=B4 diyelim.

* Güne Kendinize Günaydın diyerek
başlayın :

Unutmayalım, biz birer bireyiz ve tartışmasız değerliyiz.
Annemiz, babamız, çocuğumuz, öğrencilerimiz, çalışanlarımız, arkadaşlarımız, hiç
kimse için değilse bile bu evrenin bir parçası olduğumuzdan biz değerliyiz.

O halde her sabah gözümüzü açtığımızda;

-Öncelikle kendimize
günaydın diyerek günümüzün güzel geçmesini dileyelim. Kendimize ismimizle hitap
ederek, örneğin =C2=B4Sevgili Ayşe günaydın bu gün bol ışıklı ve güzel bir gün olsun
senin için=C2=B4 dediğimizde zannederim buna kimsenin bir itirazı olmaz ve pek fazla
da zamanımızı almaz.

- İnsanın kendi kendisine ismi ile seslenmesi
başlarda belki biraz komik gelebilir ancak denendiğinde kendimizle iletişime
geçtiğimiz ve kendimizi kabul ettiğimiz için mutlak bir fayda sağlayacaktır. Öte
yandan kendimize değer verdiğimizde başkalarının ne kadar değerli olduğunu
anlamamız daha kolay olacaktır.

- Bundan sonra sıra elbette diğer aile
bireylerine günaydın demeye geldi ki, bunu yaparken yüzümüzde bir gülücük
olmasına özen gösterelim. Yataktan kalkar kalkmaz, yüz kaslarımıza hareket
verip, bunu bir gülücükle desteklersek, günün devamında, yüzünüzde bir gülümseme
ile dolaşmanız daha da kolaylaşacaktır.

* Kendinizi şımartın:
-Değerli olduğumuzu kabul etikten sonra kendimizi biraz olsun şımartmayı da
ihmal etmeyelim.

Acaba bugün canımız güne kahve ile mi başlamak ister,
bir bardak bitki çayıyla mı, yoksa şöyle bir koca bardak süt veya çukulata mı?
Genellikle süt veya bitki çayları daha sağlıklıdır bu kesin ancak karar size ait
konu da kendinizi şımartmak olduğundan tercihinizi siz yapacaksınız. İçeceğimizi
de seçtikten sonra bu aşama bitti.
Satırları okuyan bir kısım arkadaşların
şöyle dediğini duyar gibi oluyorum =C2=B4Ne kahvesi ne sütü, ben dişlerimi fırçalayıp
kendimi evden dışarı zor atıyorum=C2=B4
Vakti bu kadar kısıtlı olanlara önerim
evlerinde kağıt bardak bulundurmaları olacaktır. Evden çıkarken yanınıza yarım
bardak kahve alıp hem yürüyüp hem de yudumlayalım. Denemeden ne kadar keyifli
olduğunu tahmin bile edemezsiniz.

Aynaya bakma zamanı:
-Pamuk
prensesin üvey annesi kötü ruhlu cadı bile aynaya bakıp kendisine iltifatlar
yağdırıp kendisini motive ediyordu.

Dikkatinizi kendinize odaklayarak
aynaya bakın. Sakın kenarda devrik duran diş macunu tüpüne veya arkalarda asılı
duran ancak düzeltilmesi gereken havluya falan takılmayın. Sadece kendinize
bakın. Kendinize iyi olan ve beğendiğiniz bir yönünüz için iltifat edin.
Bugünkü iltifat sebebiniz çocuklarla iyi iletişim kurmanız veya bir önceki
gün başardığınıza inandığınız güzel bir iş olabilir. Konunun çok önemli olması
gerekmiyor, sadece sizin beğenmiş olmanız yeterli. Kendinizi bu ufak başarı ile
güzel ve değerli bulduğunuzu sesli olarak ifade edin.

- Bunu yaptıktan
sonra hoşunuza giden fiziki bir özelliğinizi seçerek yine kendinize bu konuyu
vurgulayın.=C2=B4Saçların çok parlak=C2=B4 veya =C2=B4Bu yeni diş macunu dişlerini daha çok
beyazlattı=C2=B4 gibi basit bir şey olabilir. Hiç birimiz dünya güzeli veya kusursuz
yakışıklı değiliz. Sonuç olarak herkesin bir dönem taptığı, benzemek için uğraş
verdiği Marylin Monroe bile kendisini beğenmediği bir dönem geçirmiş.

-
Evden ayrılıp yola çıktığınızda, karşınıza çıkan ağaçlara, çiçeklere bakmayı,
tanıdıklarınıza gülümseyerek günaydın demeyi de ihmal etmeyin. Çiçeklere bakmak
sizi rahatlatacak, tanıdıklarınıza günaydın demekse hem onların hem sizin
kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olacaktır.

- Güne güzel bir
moralle başlamak öncelikle kendimize olan sorumluluğumuzdur.
Elbette gün
içerisinde iyi, kötü, stresli olaylar gelip bizi bulacak ve kaçınılmaz olarak
moralimizin de bozulduğu anlar yaşanacaktır. Bunların hayatın normal cilveleri
olduğunu aklımızda tutup yaşadığımız sürece kimi zaman bizi rahatsız
edebileceklerini kabuk etmek gerekir.

Önemli olan kendimizi olayları
karşılayacak denli güçlü hissetmemizdir. Güne güzel bir başlangıç yapmaksa
durumu kolaylaştıracaktır.

Bu arada kendimize günaydın dememiz, bir
içecek ikram edip, tercih hakkı tanımamız veya ufak birkaç iltifat sözü
söylememiz acaba 60 saniyeden fazla zamanımızı almış mıdır ? Almamıştır diye
düşünüyorum. O zaman lütfen güne güzel bir moralle başlamak adına bu bir
dakikayı kendinizden esirgemeyin. Yazan : Patricia Muradi

________________________________

SAĞLIKLI VE UZUN YAŞAMANIN
KURALLARI
1.
Kaliteli beslenin. Taze meyve ve sebze, balık, fındık ve yeşil çay mutlaka
menünüzde bulunsun.
2. Akciğerleri çalıştırın. Düzenli egzersiz yaparak
ciğer kapasitenizi
50 yaşından sonra bile %25 artırmanız mümkün.
3.
Sigarayı kesinlikle bırakın.
4. Doğru nefes almayı öğrenin. İdeali karından
alınan Dakikada 12-14 nefestir.
5. Kilonuza dikkat edin. Her fazla kilo,
eklemleriniz üzerinde gereksiz bir yüktür.
6. Kahvaltıyı asla ihmal etmeyin.
Kahvaltıda lifli gıdalar almaya dikkat edin.
7. Kaslarınızı çalıştırın.
Düzenli çalışmayla 12 hafta içinde orta yaşlarda bile
kas gücünüzü
geliştirmeniz mümkündür.
8. Seks hayatınızı ihmal etmeyin. Seks yapmak,
yalnızca egzersiz olarak değil,
vücuttaki Hormon salgılarının düzenli
şekilde devam etmesi için de gerekli bir aktivitedir.
9. Formunuzu koruyun.
Yoga ve pilates yararlı ama yüzmek ve yürümek de
asla ihmal edilmemesi
gereken egzersizler.
10. Yağ dengenize dikkat. Vücut için en iyi yağ balıkta
ve cevizde bulunur.
11. Vücuttaki pas ve tortuyu atın. Miktarda aşırıya
kaçmamak şartıyla yeşil çay, siyah çikolata tüketin.
12. Kötü diyetlerden
uzak durun. Kemik sağlığı için her yaşta kalsiyum almanız gerektiğini unutmayın.
13. Güneşlenmeyi ihmal etmeyin. Her gün birkaç dakikalığına da olsa gün
ışığına çıkın.
Vücudunuzun D vitamini üretebilmesi için güneş ışığına
ihtiyacı var.
14. Günde en az bir buçuk Litre temiz Su için. İdrarının
rengini kontrol edin,
eğer sarıysa yeteri kadar su içmiyorsunuz demektir.
15. Yürüyüşe çıkın. Düzenli yürüyüş östrojen riskini azaltır, stresi önler.
16. Kalbinizi koruyun ve güçlendirin: B vitamini, Magnezyum ve çinko almayı
unutmayın.
Havuç, lahana, avokado, fındık ve Sarımsak mutfağınızdan eksik
olmasın.
17. Tansiyonunuzu takip edin. Tuz, aşırı kilo ve stres, tansiyon
riskini artıran faktörlerdir.
18. Kalbinizi kontrol ettirin. yılda bir kez
check-up yaptırın.
19. Stresten uzak durun.
20. Güneşte uzun süre
kalacaksanız mutlaka UV filtreli güneş yağı kullanın.
21. Şeker tüketiminizi
azaltın. Canınız tatlı çektiğinde bitter çikolata tercih edin.
22. Günde en
az 7 Saat uyumayı ihmal etmeyin.
23. Cildinizi besleyin. A, C ve E
vitaminleri içeren cilt losyonu kullanın.
24. Vücudunuzun ihtiyaçlarını
öncelik sırasına sokun. Gün 24 saat.
Bunu üçe bölün: 8 Saati çalışmaya, 8
saati kendinize ve 8 saati uyku ve istirahat için ayırın.
25. Gününüzü
planlayın. Planlı yaşamak, vaktinizi daha verimli ve yararlı geçirmenizi ve
stresten kaçınmanızı sağlar.
26. Dişlerinize iyi bakın. Günde en az iki
kere dişlerinizi fırçalayın, kahveyi fazla içmekten kaçının.
27. Şeklinizi
koruyun. Vücudunuz bütün gün Televizyon veya bilgisayar başında oturmak için
dizayn edilmedi. Kalkın, hareket edin.
28. Olumlu düşünün. Uzmanlar
‘varlığıyla mutlu olduğunuz’ şeyleri düşünmenizi tavsiye ediyorlar.
Pozitif
düşünce hem sizi genç tutar, hem stresi azaltır.
29. Zihinsel bakımınızı
ihmal etmeyin. Televizyon karşısında çok fazla vakit geçirmek bunama riskini
artırıyor.
Yeni bir şeyler öğrenip yeni alışkanlıklar geliştirerek zihinsel
faaliyetlerinizi aralıksız sürdürün.
30.Erken kalkın , Günlük tutun , bol
bol gülün.
________________________________

Teypte eski bir Cohen şarkısı:


'Yolumu
gözleyen bir kadını terk ettim / karşılaştık bir süre sonra /‘Gözlerinin feri
sönmüş’ dedi bana: / ‘Aşkım, ne oldu sana? ’/Böyle gerçeği söyleyince / ben de
doğru söylemeye çalıştım ona /‘Senin güzelliğine ne olduysa’ dedim, / ‘benim
gözlerime de o oldu’.


8 - 10
dizeye sıkışmış hazin bir aşk hikayesi... Buruk; kırılmış oyuncaklar kadar...
Ve yenik; 'keşke'li cümleler gibi... Bu sözcüğü kaç konuşmanızın başına
eklemişseniz onca ıskalamışsınızdır hayatı...


Dört
mevsimlik bir sene olsa ömür, 'keşke', onun güzüne denk gelir.
Hepten
vazgeçmek için erkendir, telafi etmek için geç...


Mağlubiyetin takısıdır 'keşke'...
Kaçırılmış fırsatların,
bastırılmış duyguların, harcanmış hayatların, boşa yaşanmış ya da hakkıyla
yaşanamamış yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır.


Çarpılıp
çıkılmış bir kapıda, yazılıp yollanmamış bir mektupta, göz yumulmuş bir
haksızlıkta, vakit varken öpülmemiş bir elde, dilin ucuna gelip ertelenmiş bir
sözdedir.


Feri
sönmüş bir çift gözde ya da yitip gitmiş bir güzelliğin ardından iç çekişte...


'Yolunu
gözlemeseydim', 'öyle demeseydim', 'terk edip gitmeseydim', 'en güzel yıllarımı
vermeseydim' diye diye sızlanır gider.


'Keşke'nin panzehiri 'iyi ki'dir.
İlki ne kadar pısırıksa,
ikinci o denli yiğittir.


'Keşke',
çoğunlukla bir 'ahhöla kopup gelir ciğerden... esefler, hayıflanmalar,
yerinmeler sürükler peşinden...


'İyi ki'
ise, muzaffer bir 'ohhöla büyür; cüretiyle övünür.


'Keşke'li cümlelerde nasıl yaşanmamışlığın, yarım kalmışlığın o
ezik tuzu kuruluğu varsa, 'iyi ki'lilerde de göze alabilmişliğin, riske
girebilmişliğin, tadına varabilmişliğin mağrur yaraları kanar.


Okulu
hiç kırmamışsınızdır, sinemada öpüşmemişsinizdir; dokundurtmamışsınızdır
kendinize, bir kez olsun gemileri yakmamışsınızdır.


Konuşmanız gerektiğinde susmuş, koşacağınız zaman durmuş,
sarılacağınız yerde kopmuşsunuzdur.


Bir
insana, bir işe, bir davaya ömrünüzü adamışsınızdır. O insanın, o işin, o
davanın, bunu hak etmediğini sezmenin hayal kırıklığındadır 'keşke'...


'Şimdiki
aklım olsaydı' dövünmesindedir. Geriye dönüp baktığınızda, ayıplara, yasaklara,
korkulara, tabulara feda edilmiş, 'Ne derler'e kurban verilmiş, son kullanma
tarihi geçmiş bir yığın haz, bilinçaltından el sallar.


'Keşke'cilerin hayatı, kasvetli bir pişmanlıklar mezarlığıdır.


'İyi ki'
öyle mi ya! ...


Onda,
yara bere içinde de olsa, yana yana, ama doyasıya yaşamış olmanın iç huzuru ve
haklı gururu haykırır.


'İyi
ki'lerinizi toplayın bugün ve 'keşke'lerinizden çıkartın. Fazlaysa kardasınız
demektir.


Aldırmayın yüreğinizdeki kramplara, mahzun hatıralara...
Rüzgarlarla koştunuz ya...


'Keşke'leriniz, 'iyi ki'lerden çoksa...
Telafi için elinizi
çabuk tutun. Tutun ki, yolunuzu gözlerken terk ettiğinizle bir gün yeniden
karşılaştığınızda siz susarken, feri sönen gözleriniz 'keşke' diye
nemlenmesin... Can Dündar

________________________________

Babalara kızlarıyla iyi geçinme rehberi
"Babalar günü" aynı zamanda, babaların kızlarıyla ilişkilerini gözden
geçirmelerini de sağlıyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Ali Ayas, babalara kızlarıyla
daha iyi iletişim kurmaları için mini bir rehber hazırladı. "Sana güveniyorum
ama çevre kötü" demek
yanlış...

Babaların kızlarıyla hayatın ilk
dönemlerinde hayranlıkla başlayan özel ilişkileri, kız çocuklarının babalarının
hayatlarındaki ilk erkek olmaları nedeniyle yoğun bir bağlılık duygusuyla
kendini gösteriyor. Koruyucu, kollayıcı bir şekilde başlayan bu özel iletişimde,
ergenlik çağından itibaren çatışmalar ortaya çıkıyor.

Bu fırtınalı
dönemde babalar ve kızları arasında en çok görülen sorunları sıralayan Dr. Ali
Ayas, iyi iletişim rehberinin 7 vazgeçilmezini şöyle sıralıyor:

1. Kural
varsa annenin uyumu önemli:

Baba kızının giyim kuşamına, eve gidiş geliş
saatlerine karışıyor. Genç kız ise, babasına ben büyüdüm, bana karışmayın,
özgürüm diyor. Bu durumda baba kızına hoşlanmadığı davranışlar nedeniyle yasak
koyuyor. Burada baba kural koyarken, anne babadan gizli yasağı kaldırıyor. Oysa
kurallara uyumun sağlanması, davranış birliğiyle mümkündür.

2.
Yasakların mantığı olmalı:

Baba kızına yasak koyuyorsa, bunun
gerekçelerini de onun anlayabileceği bir şekilde anlatmalı. Sınırsız bir
özgürlük olmadığını, yaşamda bazı sınırlamaların olduğunu söylemeli.

3.
Konulan tavır eşref saatine göre değişmemeli:

Babalar kızlarına yaşamın
herhangi bir alanıyla ilgili kısıtlama getirdiklerinde ya da kural
koyduklarında, bu kural her zaman geçerli olmalı. Yani babanın eşref saatinde
konulup, sakinleştikten sonra başka kural getirilmemeli.

4. Sen iyisin
dünya kötü demek yanlış:

Günümüzde babaların kızlarına en çok söylediği
cümlelerin başında "Sana güveniyorum, ama dünya kötü bu yüzden sana kural
koyuyorum" geliyor. Oysa bu cümleyle başlayan ifadeler güvensizlik ifade
ettiğinden çocuğun da çevresine güvenini zedeliyor. Genç kızın hiç evden
çıkmaması, cam bir fanusta yaşaması mümkün değil. Bu nedenle çevresinden gelecek
olumsuzluklara karşı neler yapabileceğini ve çözüm yollarını anlatmak daha
doğru.

5. Erkeklerle ilgili korkutmayın, bilgilendirin:

Babalar
kızlarının hayatına giren erkekleri kolay kabullenemez. Eleştirel yaklaşır. Ama
eleştirel ve küçümseyici tavırlarla, kızının hayatına giren erkekle ilgili
olumsuz yorumlar yapmak, küstürmek ve yalana teşvik etmek gibi sonuçlar doğurur.
Babalar kızlarının hayatına başka erkeklerin girebileceğini kabul etmeli.

6. Babalar idol olmaktan vazgeçin:

Birçok kadın hayatına giren
erkekleri, babasıyla kıyaslar. Bu nedenle baba kızının gözünde idol olmaktan
vazgeçmeli, kendi hatalarını anlamalı, erkeklerle ilgili kızıyla sohbet etmeli.
Erkeklerle ilgili bilgileri korkutmadan, gerçekçi bir şekilde kızıyla konuşmalı.

7. Tartışmacı değil, çözümcü olun:

Kızların eve gidiş geliş
saatleri, giyimleri de babalar için sorun oluyor. Geliş gidiş saatleri
konusunda, yaşanılan sosyal çevreye uygun, zaman zaman esnetilen kurallar
konulmalı. Anne de bu kurala uymalı. Babanın koyduğu ve mantıklı olan kurallar,
annenin yumuşak kalbiyle çözülmemeli. ....Yazar: deniz
karakundakoglu

________________________________

Sonra Yol Olur...
Bir gün karısıyla beraber yatağında yatarken Nasreddin
Hocanın yorganının üzerinden bir pire sıçrar ve yatağın öbür tarafına zıplar.
Hoca hemen kalkar ve yorganı odadaki ocağa (şömine) atıp yakar. Bunu gören
karısı yanan yorganın acısıyla:
* “Hoca ne yaptın, yorganımızı durup dururken niçin yaktın?” diye sorar. Hoca
da:
* “ Yorganın üzerinden pire geçti, onun için yaktım” der.
* “ Canım Hoca, bir pire için yorgan yakılır mı hiç, bırak geçsin?” diye
yineler.
* “ Bu pireye şimdi bir şey demezsem sonra yol olur, bütün
pireler buradan geçmeye kalkışır!”
Bizim kültürümüzde çoook uzun yıllardır var olan ve pire-yorgan örneğiyle kolayca açıklanan “yol
olur” darbımeseli, günümüzün modern psikologları tarafından “Kırık Cam Teorisi” olarak açıklanıyor.
"Kırık Cam Teorisi", psikologların yaptıkları bir deneyden
ilham alınarak geliştirilmiştir. Psikologlar, suç oranının yüksek olduğu ve
yoksulların yaşadığı bir semt ile; daha yüksek yaşam standardına sahip zengin
bölgeye birer otomobil bıraktılar. Araçların plakası yoktu ve motor kaputları
aralıktı. Sonra olup bitenleri izlediler. Yoksul semtteki otomobil üç gün içinde
baştan aşağıya yağmalandı. Diğerine ise bir hafta boyunca kimse dokunmadı.
Ardından psikologlar “sağ kalan” otomobilin yanına gidip çekiçle kelebek camını
kırdılar. Daha ilk darbe indirilmişti ki çevredeki insanlar (zenginler bile) da
olaya d=C3=A2hil oldu. Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılmaz hale gelmişti.
"Demek ki" dediler psikologlar:
* "İlk camın kırılmasına, ya da çevreyi kirleten ilk duvar yazısına
izin vermemek gerekli. Aksi halde kötü gidişatı engellemek mümkün
değildir."
"Kırık Cam Teorisi"nin takipçileri bakın ne
diyorlar:
* "Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırık olsa, o camı
hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa sürede, oradan geçen herkes bir taş atıp,
binanın tüm camlarını kırarlar. Biz ilk cam kırıldığında hemen tamir
ettirmeliyiz. Bir elektrik direğinin dibine, ya da bir binanın köşesine
biri bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen
çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Biz
ilk konan çöp torbasını kaldırtmalıyız."
Biz de diyoruz ki:
* “Pire yorganın üzerinden bir defa bile olsa geçmemelidir. Yoksa yok
olur!”
Bu örnekleri niye mi anlattım? Hem kişisel olarak kendi iç
dünyamızın camlarını, duvarlarını ve yorganını korumak, hem de toplumsal olarak
ülkenin meseleleri hakkında çok duyarlı ve acil davranmak zorunda olduğumuzu
belirtmek için…
Önce kendi iç dünyamızdan başlayalım.
Kalbimizde ucundan kıyısından kırılmış camlar taşıyoruz sürekli... Ruhumuzun
başköşelerine ilk başta önemsiz gözüken, laf etmeye değmez çöpler bırakıyoruz
her gün. Küçük küçük günahlar, minik minik hatalar, yanlışlar, ihmaller,
duyarsızlıklar camı kırık araba gibi diğerlerini de camları kırmaya, kapıları
çerçeveleri indirmeye teşvik ediyor. Pişmanlığımızı fırsat bilip ortadan
kaldıracak kadar ciddiye almadığımız çöplerimiz, sürçmelerimiz, kötülüklerimiz,
ayıplarımız, kokuşmuş çöp dağlarına, kötülük yığınlarına kapı aralıyor. Bir sürü
pire içimizde oradan buraya zıplayıp duruyor. "Böyle gelmiş, böyle
gider" diye kendi kendimizi ağır veballer altında ezdirdikçe
ezdiriyoruz. Bu kadar küçük ihmalden çıkar? Canım şimdi bunun ne önemi var? Gibi
baştan savmalarla, adeta yangını kendimiz körüklüyoruz.
İkinci ve asıl önemlisi, toplumsal duyarsızlıklarımız
olmaktadır:
* Kıbrıs’ı veriversek ne olur?
* Ermenistan sınırını azıcık açsak ne olur?
* Karabağ’ı sonra halletsek de olur.
* AB’nin istediği tavizlerin bazılarını versek ne olacak ki?
* Kandilde teröristler barınsa ne olur?
* Kerkük’teki kırmızıçizgilerimizi şimdilik unutsak ne lazım gelir?
* Anadilde eğitim olsa ne kıyamet mi kopar?
* Açıldıkça açılsak ne olur?
* Anayasayı bir defa delsek ne olur? (Şimdiki gibi yol olur!)
* Egemenlik haklarımızın bazılarından fedak=C3=A2rlık etsek ne
olur?
Yukarıda yazılanların her birisi birer kırık camdır ve kırık
camın oradaki varlığı, diğer camların da kırılabileceğine dair bir haklılık
üretir içimizde. İlk geçen pireye dur demezsek, hayatımız pireler arenasına
dönüşür; gidip gelirler ki vızır, vızır… Çöpün bizden önce oraya atılmış olması,
oraya çöp atmanın bir alışkanlık olduğunu söyler bize. Çok geçmeden biz de o
alışkanlığa alışır, alışık olunanı yapmakta haklı görürüz kendimizi. Cam ilk
kırıldığında hafife alırsak, ağırlaşır cam kırıkları. Çöp ilk atıldığında
umursamazsak, umursamazlığımız bir çöp dağını besler.
İlk geçen pireye izin verirsek, en azından Nasrettin Hoca
atamıza ihanet etmiş oluruz. Alpaslanlar, Fatihler, Abdülhamitler ve Atatürkler
ile birlikte... Sonra da vicdanımıza, geleceğimize ve çocuklarımıza.....
İnsanlığımıza ....Yazar: Prof. Dr. Orhan
ARSLAN

________________________________

TAHTADAKİ
DELİKLER
Artık çocukluktan çıkıyordu. 13’ü bitirmiş, 14’e gelmişti.
Ergenlik döneminin belirtileri her hareketinde gözleniyordu. Kanı deli
akıyordu. Kasları kuvvetlenmiş, kişiliği oluşmaya başlamıştı. İyiden iyiye erkek
hissediyordu kendisini: Dediği dedik, güçlü, sert ve kırıcı. Arkadaşlarını kolayca kırıyor ve hep üstün kalmak
istiyordu.
Babası bütün bu gelişmeleri dikkatle takip ediyordu. Yine bir
arkadaşıyla münakaşa etmiş ve onu kırmıştı.

Zamanı gelmişti. Babası ona
çivilerle dolu bir torba verdi:
- Arkadaşların ile tartışıp kavga
ettiğin ve onları kırdığın zaman, her seferinde bu tahtaperdeye bir çivi çak,
dedi.

Delikanlı birinci (ilk) günde tahtaperdeye 27 çivi çaktı.
Sonraki haftalarda kendi kendini kontrol etmeye çalıştı ve her geçen gün daha az
çivi çaktı. Nihayet bir gün geldi ki, hiç çivi çakmadı.

Babasına gidip
durumu (biraz da kasılarak) söyledi:
-Artık kimseyle kavga etmiyorum ve
kimseyi kırmıyorum.
Babası onu yeniden tahtaperdenin önüne götürdü.
Oğluna:
-Bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için,
tahtaperdeden bir çivi çıkart (sök), dedi.
Günler geçti. Bir gün geldi ki, bütün çiviler çıkarılmıştı.
Babası ona;
-Aferin iyi davrandın, seni kutluyorum. Ama bu tahtaperdeye
dikkatli bak. Artık çok delik var. Tahtan, bundan sonra
geçmişteki gibi güzel olmayacak. Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği
zaman, kötü kelimeler söylenilir, kırıcı davranışlarda bulunulur. Her
kötü söz ve davranış, bir yara (delik) bırakır. Arkadaşına bin defa
kendisini affettiğini söyleyebilirsin, ya da arkadaşın seni bağışladığını
söylese bile, bu delik aynen kalacak (kapanmayacak). Bir arkadaş, ender bulunan
mücevher gibidir. Seni dinler, sana yüreğini açar, seni güldürür, yüreklendirir.
Sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur. Onlarda, kötü kelime ve
hareketlerinle delik açma. Bil ki, açılan delik bir daha hiç
kapanmayacak. Yazar: Prof. Dr. Orhan ARSLAN

________________________________



İnşaALLAH derse yakaran
İnşa eder Yaradan!














MUTTERTIER
LIFE IS BEAUTIFUL... !!! LIVE IT... !!!





 
Yararlı Linkler
  • Malmıyımneyim
  • 50 Tl ye web sitesi
  •  
     
     
     
      AhmBay © 2008 | Render: 0.004 s. | iletisim