|
| Sevgililer Gününün Düşündükleri - Hayatın Geçekleri Haberler, Yazılar, Fıkralar |
| AnaSayfa > Hayatın Geçekleri > Sevgililer Gününün Düşündükleri | |
| | Kategori | : Hayatın Geçekleri | | Gönderen | : Admin | | Tarih | : 2010-02-15 | | Puan | : 0 | Katılımcı : 0 | | Okunma | : 44 | | | | | |
| | SEVGİLİLER GÜNÜNÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Şubatın ikinci Pazar günü olan 14 Şubat 2010 yine bir
sevgililer günüydü. Sevgililer günü, anneler günü, babalar günü… Bu günleri
özellikle Amerikalılar önerdiği ve uyguladığı için kutlamasını seviyoruz. İşin
içinde az olmayan bir düzeyde “ticaret” de var tabii. O tahrik gücü olmasa belki
bu şiddette kutlamayı düşünmezdik bile.
Gençler için “sevgili” çok daha içten
ve çok daha canlı bir kavram. Genetik olarak –özellikle- yaşlı beyefendilerin
gönlünde de kimi aslanlar yatar. Bu işin doğası.
Mesleğini veya hobisini çok
şeyin üstünde tutan insanlar da var. Hatta o denli sevgililer ailenin bile önüne
geçebiliyor.
Nedense “sevgililer günü” beni bizdeki “sevgi” duygusunu
irdelememi zorlar.
Babamın, “çocuğu öyle sevme!” dediğini hatırlarım. Yoksa
şımarırmış. Oysa benim kızım onca sevgiden dolayı hiç şımarmadı.
“Öğrenciler
arka kapıdan…”, “vatandaşlar arka kapıdan…”, “işçiler arka kapıdan…” levhaları
size de tanıdık gelmiyor mu?
Herhalde bunlar müdürlerin, dekanların,
rektörlerin, valilerin, kaymakamların, emniyet müdürlerinin vb. “sevgi”
işaretleri değil.
Parti liderlerine bir bakın. Parlamentomuza bir bakın.
Milletvekili olarak “seçip” Ankara’ya yolladıklarımızı n bazılarına bir
bakın. Efelenmelerini, tabancalarını, yumruklarını… görün. Hırçın gözlerinden
sevgi dışında ne ihtirasların fışkırdığını görün.
En yüce, en saygın olması
gereken kurumumuz TBMM’nin hangi hallere geldiğini görün.
Adil ve çağdaş
yasalar, herkes için her zaman işleyen bir hukuk sistemi beklediğimiz o yüce
evin mensuplarının nasıl da menfaatleri yönünde “kötüye” kullanıldığını
düşünün.
Oradan sevgi ve şefkat beklemenin beyhudeliğini düşünün. Vatandaşın
umut kapısı olmaktan çıkıp, çağdaşlaşmanın yönlendiriciliğ ini yapamayan ve
milletten adeta uzaklaşan konuma gelmesinin ne korkunç olabileceğini
görün.
İmam öyle olunca, cemaatin hangi streslere girdiği, sinir küpüne
döndüğünü ben yollarımızdaki trafik manzaralarında görürüm. Yasaların sadece
bazılarının, sadece bazen ve sadece bazıları için işlediğini gün be gün bize
trafiğimiz gösterir. Bu yüzden “hukuk devleti” özlemi damarlarımda kabarır, bu
yüzden hırçınlaşırım sevgililer gününde de.
Ölü sayısını beş bin mi desem
yoksa on bin mi her yıl. En azından birkaç bin insanımızın daha azının ölmesini
sağlamak elimizde. Yüz binlerce yaralı ve sakat insanımız hukuk sisteminin
işlemeyişinin kurbanı.
Öz kızını diri diri toprağa bir baba nasıl gömer ve
katleder. Ama yapılıyor. Eşini ve çocuklarını bir insan nasıl döver, ama
yapıyor. Vatandaş “karakol” denince neden hep “işkence” düşünürdü? Bunlar bizim
“büyüklerimizin” sevgi gösterileri miydi?
Karşı cinse olan çekiciliği mi
sadece “sevgi” olarak anlayacağız?
Sevmenin de öğretilmesi, öğrenilmesi
gerekiyor.
Babadan, anadan, dededen, atadan gördüklerimizle biz bazı
hasletleri edinememiş durumdayız. Sevmek için donanımımız yetmiyor. Yüreğimiz
pek temiz ve rahat değil. Orasını birileri ta baştan kin ve nefret doldurmuş.
Boşaltıp “sevgi” doldurmak için mutlaka geç değil.
Hani derler ya “cahilin
ekmeği yenmez” diye. Eksikleri belki de işte oralardan tamamlamamız gerekiyor
galiba.
Sevgililer gününüz kutlu olsun!
|
|
|