Domat.us , Domatesin yeni adı, Yeni tadı - Beta
AnaSayfa Flash Oyunlar SMS Fıkra Yemek Tarifleri MSN Araçları Canlı TV Yazılar Domates  
 
Kategoriler
 
 
 

 
 
 

AnaSayfa > Hikayeler > Ayazda İki Yurek
Kategori: Hikayeler
Gönderen: fatos
Tarih: 2010-04-12
Puan: 0   Puan:0 | Katılımcı:0 | Katılımcı : 0
Okunma: 95
  
 
1 puan 2 puan 3 puan 4 puan 5 puan 6 puan 7 puan 8 puan 9 puan 10 puan



Ayazda iki
yürek

Bu sabah beni uyandırmadan işe gitti.
Giyindiğini duydum, ama kalkmadım. Kalkmak istemedim. Bir ara yatağa eğilip bir
süre yüzümü seyretti. Soluğunu hissettim. Uyumadığımı farketti sanıyorum. Ama
birşey demedi. Gözlerim kapalıydı, ama yüzüme umutsuz bir hüzünle baktığını
hissettim.

Günlerdir
doğru dürüst birşey konuşamıyoruz. Birbirimizden saklanarak yaşıyoruz sanki.
Oysa bir yıl önce ne büyük bir hevesle başlamıştık birbirimizi sevmeye... 5
aydır bende kalıyor. Günlük hayatın o basit, o bayağı ayrıntıları sevgimizi
acımasızca kemiriyor. Ama o bu konuyu açmaktan ısrarla kaçıyor. Ne zaman
ilişkimizin nereye gittiğini konuşmak istesem, ya konuyu değiştiriyor, ya
kaçamak cevaplar veriyor...

Kalktığımda mutfakta notunu
gördüm:
Sevgilim, öyle güzel uyuyordun ki, uyandırmaya
kıyamadım. Bu gece işyerinde nöbetçiyim. Beni merak etme. Sevgiyle, yazıyordu...

Notunu okuyunca gözlerim doldu. Bir bıçağın ucu kalbimde
hafifce gezindi sanki... Ona karşı hoyrat davrandığımı hissettim bir an.
İlişkimizin sürmesi için asıl çırpınan oydu sanki. Bir de bana bu aralar çok
ihtiyacı vardı. Başka bir eve taşınacak gücü yoktu.

Aslında
ben de onu hayatımdan kolay kolay çıkaramazdım. Bir tek onunla huzur içinde
uyuyabiliyordum.Bu sevginin en gerekli koşullarından biridir, bilirsiniz. Ama
başka bir sevgiliyi, başka bir aşkı özlüyordum. Ve bu kentten uzaklara, çok
uzaklara gitmek istiyordum. Hem onsuz uyuyamıyordum, hem de çok yalnızdım. Ben
ondan uzaklaştıkça, o da benden uzaklaşıyordu. Uzaklaştıkça ruhumuz üşüyor,
üşüdükçe de örtünüyor, birbirimizden gizleniyorduk. Gizlendikçe daha bir
yalnızlaşıyorduk...

Bütün gün onu düşünüp içtim. Başka
hiçbir şey yapmadım. Akşam oldu. Şehrin ışıkları yandı. Kalktım internetimin
başına geçtim. Aslında yaptığım büyük bir hataydı. Bu ilişkiyi tamamen
bitirebilirdim. Ama nedense kendime karşı koyamadım. Ve internette onun
sayfasına girdim... Sayfasının ismi Ayazdaki Bir Yürek’ti. Fransız yönetmen
Claude Saute’nin bu filmini birlikte gözyaşları içinde seyretmiştik... Filmin
ismini günlerce sayıklayıp durmuştu. Benim de yüreğim hep ayazdadır, diyordu.
Sinema tutkunuydu. Para bulduğunda çekmeyi düşündüğü birsürü senaryosu vardı...
Ama parası hiç olmuyordu. Zamanının daraldığını düşünüyor, yaptığı işlerin onu
asıl yapmak istediklerinden uzaklaştırdığını farkettikçe hırçınlaşıyor, bu
yüzden çalıştığı yerlerde fazla barınamıyordu...

Kendimi
tiyatrocu Ümit olarak tanıttım ona... Dedim ya, yaptığım büyük bir hataydı
diye...

"Sizi tanımak istiyorum.. Ben tiyatroyla
uğraşıyorum. Adım Ümit. Arada sırada dublaj yaparım."

Adını
söyledikten sonra, onu aramama iten nedenin ne olduğunu sordu.

"Sitenizin ismi Ayazda Bir Yürek. Yanılmıyorsam bu bir
filmin adı..."

"Evet, Claude Saute’nin filmi. Çok
etkilenmiştim. Siz seyrettiniz mi?.."

"Seyrettim. Ben de
çok etkilenmiştim. Sinemayla ilgilisiniz galiba."

İlgili ne
demek. Sinema benim tek tutkumdur. Senaryo yazıyorum. En büyük idealim yazdığım
senaryoları çekebilmek... Ama para meselesi işte...

"Şu an
ne iş yapıyorsunuz?"

"Reklamcılıkla ilgili bir dergide
editörlük yapıyorum.Çok sıkılıyorum ve atılmam an meselesi... Sizin işler
nasıl?"

"Pek iyi sayılmaz, hatta berbat diyebilirim.
Tiyatro çevresini bilir misiniz, bilmem. Hep ahbap çavuş ilişkileri geçerlidir.
Yoz, çürümüş bir dünya. İdealist, dürüst insanlara yer yoktur bu dünyada..."

"Desenize sinema dünyasından pek bir farkı yok. Peki söyler
misiniz, bizim gibi insanlara ne zaman şans tanınacak?"

"İşimiz çok zor. Ya kurallara uyacağız, ya da köşemizde
bekleyip hüzün biriktireceğiz..."

"Hayır, ben köşemde
oturup beklemek istemiyorum. Mutlaka birşeyler yapmalıyım."

"Şu an neredesiniz?"

"Lanet olası
işyerimdeyim. Bitirilmesi gereken sayfalar var. Yarın dergi baskıya girecek. Ya
siz, siz neredesiniz?"

"Ben evimdeyim. Ve canım hiçbir şey
yapmak istemiyor."

"Yalnız mısınız?"

"Evet, yalnızım"

"Birlikte olduğunuz
kimse yok mu?"

"Neden sordunuz?"

"Hiç
işte, öylesine sordum."

"Hayatımda biri var. Ama şu an evde
değil. Peki siz, sizin hayatınızda biri var mı?"

"Evet,
var..."

"Ne iş yapıyor?"

"Yazar.
Oldukça da tanınmış bir yazar. Bir yılı aşkındır beraberiz."

"Nerede yazıyor?"

"Nerede yazdığını
söylemesem. Onu bilmenizi istemiyorum. Kitapları da var. Peki, siz ne zamandır
birliktesiniz?"

"Ne tesadüf bizim de ilişkimiz bir yılı
aştı. Ama yolunda gitmeyen şeyler var. Tıkandık. Galiba. Birbirimizden
gizlenerek yaşıyoruz ne zamandır. Aynı evdeyiz, ama birbirimizden çok
uzaktayız..."

"Bizim ilişkimiz de pek farklı sayılmaz. Biz
de tıkandık. Ne zamandır yoğunlaşamıyor bana. Varsa yoksa yazıları ve okurları.
Bazen beni görmediğini bile düşünüyorum. İlişkimiz tıkandıkça kendini yaptığı
işe daha çok veriyor ve benden daha çok uzaklaşıyor."

"Hayatında başka biri olabilir mi?"

"Biri değil, birileri var. Flört etmeyi çok sever. Ama
ilişkiler biraz derinleşmeye, ciddileşmeye başlamaya görsün, hemen bitirir.
Bağlanmaktan çok korkar."

"Peki, nasıl katlanıyorsunuz bu
duruma, çok zor olsa gerek. Ben olsam dayanamazdım. Ayrılmayı düşünmüyor
musunuz?"

"Çok düşündüm. Ama bu konuda biraz korkağım
galiba. Bir de ona çok alıştım. Yalnızca onunla uyuyabiliyorum."

"Sizin de hayatınıza başkaları giriyor mu?"

"Evet, giriyor. Ama hiçbiri onun yerini tutmuyor. Hay
Allah, neler konuşuyorum sizinle ben böyle... Ben en yakın arkadaşlarımla bile
bunları rahat konuşamıyorum..."

"Ama bana rahatça
anlatıyorsunuz..."

"Bilmiyorum, belki sizi hiç tanımadığım
için, bana bir yabancı olduğunuz için bu kadar rahatım sizinle... Hiç tanımadığı
insanlara daha kolay anlatıyor insan kendisini... Peki, siz birlikte olduğunuz
insanla herşeyinizi konuşabiliyor musunuz?.."

"Evet, desem
yalan olur. Ben de sizin gibi hiç tanımadıklarıma daha rahat anlatıyorum
kendimi..."

"Sevgilinizin yerinde olmak istemezdim..."

"Ben de sizin sevgilinizin yerinde olmak istemezdim."

"Hayatımız ne kadar yorucu değil mi? Belirsizlikler beni
çok yıpratıyor. Herşey net olsun isterdim. Hiç tanımadığım birine en gizli
şeylerimi anlatmak bana acı veriyor. Kendimden utanıyorum. Ama yine de
yapıyorum. Ne kadar yalnızım demek ki, ne kadar susamışım birine kendimi
anlatmaya... Sabah işe gelirken onu uyurken seyrettim. Öyle masum görünüyordu
ki... Neden hiç başladığı gibi sürmez ilişkiler..."

"Aşk
çok güzel birşeydir, ama kısa ömürlüdür."

"Kısa ömürlü
olduğuna inanmıyorum. Aşkta hata aramayalım. Aslında bizler benciliz. Sahip
olduklarımızın değerini bilmiyoruz, hemen tüketiyoruz. İlk günlerimizi öylesine
çok özlüyorum ki. Soluk alamazdım bazen. Kış günü bütün pencereleri açardım.
Yanımdayken bile özlerdim. Soluksuz kalıp öleceğim sanırdım hep. Nereye dokunsam
ona dokunmuş gibi olurdum. Nereye gitsem beni gördüğünü hissederdim. Tanrım
gibiydi o. Bedenime dokunurdum ve dokunduğum yer hazla titrerdi. Çünkü kendime
dokunduğumda ona dokunmuş gibi olurdum. Kanardı dokunduğum heryerim, tıpkı
onunla sevişirken kanadığı gibi... Ama son zamanlarda onu öptüğümde bir boşluğu
öper gibiyim... Artık birbirimize tahammül etmek zorundayız. Para
biriktiriyorum, ayrı bir eve çıkmak için. Bir süre daha onun evinde kalmaya
ihtiyacım var."

"O bunları biliyor mu?"

"Biliyor, ama bunları hiç konuşmuyoruz onunla. Gitmemi
bekliyor sanırım. Yalnızlığı ve yazılarıyla başbaşa kalmak istiyor ve uzaktaki
bir sürü sevgilisiyle... Ayazda iki yüreğiz biz şimdi..."

"Soluksuz kalırdım, dediniz ya, aklıma birşey geldi.
Gazetelerden birinde yazmıştı. Küçük bir çocuk karpuz yerken, çekirdeklerinden
birini soluk borusuna kaçırmış. Aradan günler geçmiş. Çocuk gittikçe soluk
almakta zorlanıyormuş. Tıkanmaları artınca doktora götürmüşler. Röntgen çekilmiş
ve soluk borusunda karpuz çekirdeğinin kök yaptığı görülmüş... Soluğunu tıkayan
buymuş. Hemen ameliyata sokmuşlar ve bu kökü söküp almışlar. Çocuk rahat soluk
almaya başlamış. Ama birkaç gün sonra ölmüş!.. Aşktan sözedilince hep bu olay
gelir aklıma.(1) Aşıkken soluk almakta zorlanırız, ama aşk olmayınca, onu bizden
aldıklarında ölürüz. Ve kimse niye öldüğümüzü anlamaz..."

"Çok kötü oldum. Bütün bedenim ürperdi. Bana ne yaptınız
böyle. Herşeyi unutmaya çalışıyordum oysa. Bütün duygularım ayaklandı birden...
Sizde anlayamadığım birşey var..."
"Nasıl
birşey?"

"Sanki sizi çok eskiden beri tanıyormuşum
gibiyim... Biliyor musunuz, insanda uzun yola çıkmak duygusu uyandırıyorsunuz."

"Aşık olduğumu hissettiğim anlarda uzun bir yola çıkmayı
çok isterim.."

"En çok nereye mesela?.."

"Trabzon’daki Uzungöl’e... Orada hem kendinizi sonsuzluk
içinde hissedersiniz, hem de acı veren, ama şefkatli bir korunaklılık
içindesinizdir... Tıpkı aşk gibi..."

"İnanmayacaksınız
belki ama, ben de orasını düşünmüştüm.Ne tuhaf, internette kurulan dostluklara,
yakınlıklara pek inanmaz, gülüp geçerdim. Ama şu an sizi görmeyi ve yüzyüze
tanışmayı öyle çok istiyorum ki..."

"Farkında mısınız,
sabah oluyor?.."

"Evet, vaktin nasıl geçtiğini
farketmemişim bile. Peki siz, siz benimle yüzyüze görüşmek istiyor musunuz?"

"İstemiyorum, desem yalan olur.. Hatta ben sizinle hemen
bugün Uzungöl’e yola çıkmak istiyorum.."

"Siz ciddi
misiniz, yoksa benimle dalga mı geçiyorsunuz?"

"Hayır, hiç
olmadığı kadar ciddiyim. Ama siz bu yolculuğa hazır mısınız, sorun o..."

"Hazırım... Ben biraz deliyimdir.Siz benim deli yanımı
bilmiyorsunuz daha..."

"Peki işiniz, asıl önemlisi
sevgiliniz..."

"İşimin canı cehenneme. Zaten bugün yarın
çıkartacaklardı. Onlar atmadan ben ayrılırım şerefimle..."

"Peki sevgiliniz?.."

"Nasıldı o
dizeler: Can çekişen aşkları vurmalı / Vurmalı ve sıradan bir intihar süsü
verilmeli... Akif Kurtuluş’un dizeleri yanılmıyorsam.."

"Sevgilinizin yerinde olmak istemezdim..."

"Nerede ve kaçta buluşuyoruz?"

"Atatürk Kültür Merkezi’nin önünde, saat 12.00’de... Peki
sevgilinize ne diyeceksiniz?"

"Onu arar, herşeyi söylerim,
o işi bana bırakın. Hadi, şimdilik hoşçakalın..."

Ve birkaç
dakika sonra telefonum ardarda kez çaldı. Açmadım tabii ki, telesekreter devreye
girdi. Telesekreterin sesini iyice açtım. Konuşması tedirgindi. Beni incitmekten
korktuğu belliydi: Canım, birbirimizi çok sevdik, ama ne zamandır sevgimiz bizi
korumuyordu. Son günlerde ikimizde çok yalnızdık. Bitmesi ikimiz için de iyi
olacak. Seni hep güzel anmak istiyorum. Uzun bir yola çıkıyorum. Beni merak etme
ve bekleme. Belki bir gün seni ararım. Hiç beklemediğin bir anda... Seni
incittiysem bağışla.

Evet, ben de en az onun kadar
deliydim. Hemen bavulumu hazırlamaya koyuldum. Beni görünce ya mahvolacak ya da
uzun yola çıkacaktık. Birlikte ne zamandır çıkmayı düşlediğimiz, ama birtürlü
çıkamadığımız o uzun yola...



Mango agacıgın hikayesi [Puan:0 | Katılımcı:0 (Hit:105)]
Georg Bernhard Shaw [Puan:0 | Katılımcı:0 (Hit:186)]
Özel bir aşk mitosu mis kokulu saçlar [Puan:0 | Katılımcı:0 (Hit:272)]
Şeytanı üzen köprü [Puan:0 | Katılımcı:0 (Hit:219)]
EDEP [Puan:0 | Katılımcı:0 (Hit:259)]

Ask..(Sıcak Bir Hikaye) [Puan:10 | Katılımcı:3 (Hit:10007)]
Ders Veren Hikayeler(Fabllar) [Puan:6 | Katılımcı:4 (Hit:1614)]
Ders Veren Anektod [Puan:0 | Katılımcı:0 (Hit:953)]
Bektasi ve Mevlana'dan Super Ders [Puan:0 | Katılımcı:0 (Hit:867)]
Binbir gece masalları [Puan:0 | Katılımcı:0 (Hit:865)]

Bu meatiyel için Henüz Yorum Yapılmamış, İlk yorumu siz Yapın!
isim Zorunlu Alan! 
Mail Zorunlu Alan! 
Yorumunuz Zorunlu Alan! 
Kalan Karekter.
Resim Onayı Zorunlu Alan! 

 
Yararlı Linkler
  • Malmıyımneyim
  • 50 Tl ye web sitesi
  •  
     
     
     
      AhmBay © 2008 | Render: 0.013 s. | iletisim