Efendim Urfa'lı ağanın oğlu İbrahim'e ağanın adamları habire:
-
Agam, bak, baban yaşli, günün birinde emr-i hak vaki olursa sen
buralardan ayrılmaya hiç zaman bulamazsın, iyisi mi şimdi bir fırsat
kalk git ol şehr-i Istanbul'a, bin bir tramvaya, git şehrin bir
başından öbür başına gör medeniyet ne imiş, bin bir vapura, bir adalar,
bir boğaza git gör medeniyet ne imiş, çık akşam vakti otelin 20.
katındaki lokantaya, ışıklar içinde bir bonfile ye, şarap iç, gör
medeniyet ne imiş, git bir hamama, bir güzel masaj çeksin natır sana,
gör medeniyet ne imiş der dururlarmış.
Bizim İbrahim Halil de "olur olur bir gün gelir giderim" dermiş.
Gün
gelmiş Halil İbrahim Istanbul'a gitmeye karar vermiş, adamlarının
dediği gibi binmiş bir tramvaya gitmiş bir baştan öbürüne, kendi
kendine:
- Gözünü sevdiğimin medeniyeti, nirde bizde tramvay, binecen işşeğe de gidecen biryerlere demiş
Ertesi gün binmiş vapura gitmiş adalara, boğaza, kendi kendine:
- Gözünü sevdiğimin medeniyeti, nerede bizde boğaz, bir safa yapacaksin böyle püfür püfür demiş.
Ertesi akşam çıkmış otelin çatı restoranına, güzel bir bonfile ile kırmızı şarabını yudumlamış, kendi kendine:
- Gözünü sevdiğimin medeniyeti, nerede bizde böylesi manzara, keyf edesin doya doya demiş.
Ertesi gün gitmiş Şengül hamamına, uzanmış göbek taşına, bir güzel masaj yapmış natır İbrahim Halil'e.
İyice mayışmış İbrahim Halil, bunun farkına varan natır, eğilmiş kulağına,
- Agam sana bir de dahili masaj yapayım mı? demiş
Rahatlığın verdiği heves ile:
- Heee, yap demiş İbrahim Halil
Natır çözmüş peştemalı, geçmiş arkasına, mest etmiş İbrahim Halil'i.
İbrahim Halil kendi kendine:
- Gözünü sevdiğimin medeniyeti, şu işi Urfa'da yapsak "Aganin ogli, ibne oldi" derler demiş
|