|
| Nisan Alan Esek - Hikayeler Haberler, Yazılar, Fıkralar |
| AnaSayfa > Hikayeler > Nisan Alan Esek | |
| | Kategori | : Hikayeler | | Gönderen | : fatos | | Tarih | : 2010-04-14 | | Puan | : 0 | Katılımcı : 0 | | Okunma | : 154 | | | | | |
| | Öylesine bir Hikaye bu,
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal iken,
memleketin birinde bir padişah varmış. Tanrı göstermesin, anlatılmaz bir kıtlık baş göstermiş. Bir zamanlar yediği önünde, yemediği ardında, bir eli yağda bir eli balda olan insanlar, bir dilim kuru ekmeğin yoksunu
olmuşlar.
Padişah bakmış ki kıtlık halkı kırıp geçirecek,
bunu önleyici bir çıkar yol aramış. Sonunda, memleketin dört biyanına,
sokak sokak, köşe bucak çığırtkanlar salmış. Çığırtkanlar Padişah
fermanını şöyle bağırırlarmış:
- Ey ahali!.. Duyduk duymadık
demeyin!... Her kimin devlete bir hizmeti, vatana bir yararlığı olmuşsa, koşup saraya gelsin! Padişahımız efendimiz onlara nişanlar verecek!..
İnsanlar, açlığı, yokluğu, derdi, borcu, harcı unutup, Padişahtan nişan almak sevdasına düşmüşler.
Padişahta yapılan hizmetin
büyüklüğüne göre çeşit çeşit nişanlar varmış. Birinci dereceden altın
yaldızlı nişan, ikinci dereceden altın suyuna batmış nişan, üçüncü
dereceden gümüş kaplama nişan, dördüncü dereceden demir nişan, beşinci
dereceden kalaylı nişan, altıncı dereceden çinko nişan, yedinci
dereceden teneke nişan...
Gelen giden nişan alıyormuş. Artık
öyle olmuş, öyle olmuş ki, nişan yapmaktan Padişahın memleketinde hurda
demir, çinko, teneke kalmamış. Fincancı katırının boynundaki çangur
çungur sallanan cam boncuklar nasılsa, körük gibi şişirilen göğüsler
üzerinde de nişanlar, işte öyle sallanmaya başlamış.
İnsanların
göğüslerinde şangur şungur nişanların sallandığı, Padişahın kim gelirse
nişan dağıttığını duyan bir inek de,
- "Nişan asıl benim hakkım!"
diyerek bir nişan almayı aklına koymuş.
Açlıktan bir deri bir
kemik, böğrü böğrüne çökmüş, kaburgası omurgasına geçmiş inek koşa koşa sarayın kapısına gelmiş. Kapıcıbaşıya,
- Padişaha haber verin!
demiş. Bir inek kendisini görmek istiyor. Başlarından savmak
istemişlerse de,
- Padişahı görmeden, bu kapıdan bir adım
atmam!... diye böğürmeye başlayınca, Padişaha,
- Efendimiz,
kullarınızdan bir inek huzurunuza çıkmak istiyor... demişler.
Padişah,
- Gelsin bakalım, bu da nasıl bir inekmiş... diye ineği huzuruna
çağırıp,
- Böğür bakalım, ne böğüreceksin?... diye sormuş,
İnek de,
- Sultanım, demiş, duyduğuma göre nişanlar dağıtıyormuşsun.
Ben de nişan almak istiyorum.
Padişah,
- Hangi hakla?
diye bağırmış. Sen ne yaptın. Memlekete nasıl bir yararlılığın dokundu
ki sana nişan verelim?...
O zaman inek,
- Efendimiz!
diye söze başlamış. bana nişan verilmesin de kimlere verilsin? Ben daha
insanlara ne yapayım? Etimi yersiniz, sütümü içersiniz, derimi
giyersiniz. Gübremi bile bırakmaz kullanırsınız. Teneke bir nişan için,
daha ne yapayım?
Padişah, ineğin isteğini haklı bulmuş. İneğe ikinci dereceden bir nişan verilmiş. Boynunda nişanı, inek sevinçten
oynaya oynaya saraydan dönerken katırla karşılaşmış.
- Selam inek kardeş!
- Selam katır kardeş!
- Nedir bu sevincin?
Nereden gelirsin böyle? İnek herşeyi bir bir anlatmış. Padişahtan nişan
aldığını da söyleyince katır da coşmuş.
O coşkunlukla doğru
dörtnala saraya varmış.
- Padişahımız efendimizi göreceğim!..
demiş.
- Olmaz!.. demişler.
Ama, babadan kalma
inatçılığı ile katır art ayaklarıyla saray kapısında direnince, Padişaha durumu iletmişler. Padişah,
- Gelsin bakalım, katır kulum da...
demiş.
Katır huzura varınca, bir katır selamı verip, el etek
öptükten sonra, nişan istediğini söylemiş Padişah sormuş:
- Sen
ne yaptın ki nişan istiyorsun?
- A hünkarım, daha ne yapayım? Savaşta topunuzu, tüfeğinizi sırtımda taşıyan ben değil miyim? Barışta
çoluğunuzu çocuğunuzu arkamda götüren ben değil miyim? Ben olmazsam,
işiniz temelli bitiktir.
Katırı da haklı bulan Padişah,
- Katır kuluma da birinci dereceden bir nişan verilsin!... diye ferman
eylemiş.
Katırda bir sevinç bir sevinç, dörtnala saraydan
dönerken eşekle karşılaşmış. Eşek,
- Selam yeğenim!... demiş.
Katır,
- Selam amcabey!.. demiş.
- Nereden gelip, nereye
gidersin? Katır başından geçenleri anlatınca,
- Dur öyle ise,
padişahımıza gider, bir nişan da ben alırım!.. diye dörtnala saraya
koşmuş.
Saray koruyucuları, deh demişler, çüş demişler,
eşeği bir türlü atlatamayınca Padişaha varıp,
- Eşek kulunuz
gelmiş, huzura çıkmak ister! demişler. Eşeği kabul buyuran Padişah,
- Ne dilersin ey eşek kulum?.. deyince,
Eşek de dilediğini
bildirmiş. Padişah, canı burnuna gelip kükremiş:
- İnek eti
ile, derisi ile, gübresiyle bu memlekete, bu millete hizmet etti. Katır
dersen savaşta, barışta yük taşıdı, bu vatana hizmet etti. A eşek, ya
sen ne iş gördün ki, bir de kalkmış eşekliğine bakmadan nişan
istersin?.. Utanmadan bir de karşıma gelmişsin. Söyle, ne halt ettin?
O zaman eşek keyfinden sırıtarak,
- Aman Padişahım efendim,
demiş, size en büyük hizmeti eşek kullarınız yapmıştır. Eğer benim gibi
binlerce eşek kulların olmasaydı, hiçbir taht üzerinde oturabilir
miydin? Saltanat sürebilir miydin? Dua et biz eşek kullarına ki, bizim
gibi eşekler var da, sen de böyle saltanat sürüyorsun.
Padişah, karşısındaki eşeğin, öyle her eşek gibi teneke nişanla gözü
doymayacağını anlamış,
- Ey eşek kulum,Haklısın senin sayende ben bu makamdayım demiş. Senin bu çok yüksek hizmetini karşılayabilecek bir nişanım yok. Sana ölünceye kadar beylik ahırından hergün
Makarna,Bulgur,Üzüm hoşafı ve Kış aylarındada kömür,bağladım..
Ye,
yee saltanatım için durmadan anır!..
Aziz NESİN'denALINTI..
--
kendisini başkalarının kurtarmasını bekleyen kişiler yalnızca kölelerdir. voltaire*
|
| Yorumlar | | Bu meatiyel için Henüz Yorum Yapılmamış, İlk yorumu siz Yapın! | | Yorum Ekle | |
|
|
|