|
| Suur-Altı Teknikleri - Bilgi Bankası Haberler, Yazılar, Fıkralar |
| AnaSayfa > Bilgi Bankası > Suur-Altı Teknikleri | |
| | Kategori | : Bilgi Bankası | | Gönderen | : fatos | | Tarih | : 2010-08-21 | | Puan | : 0 | Katılımcı : 0 | | Okunma | : 472 | | | | | |
| |
*ŞUUR-ALTI TELKİNLERİ - 25. Kare
SUBLİMİNAL MESAJLAR
*Şuuraltını etkilemeyi hedefleyen mesajlara "subliminal" adı verilir. Genel
olarak "şuuraltına yönelik gizli mesajlar olarak ifade edebiliriz. Kişinin
şuuraltına ''subliminal'' mesaj göndermenin birçok yolu bulunuyor.
Bunlardan en çok kullanılanları :
1. Dijital ses dosyalarına gizlenen işitsel yolları.
2. Gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde
sinema ya da televizyon görüntüsü yoluyla şuur-altına itilen 25. kareler.
3. Reklam afişleri, logoları ve benzeri nitelikteki görsel malzemenin içine
saklanmış şekil, kelime ve rakamlar.
Bu yöntem; bir ürünün reklamını yapmaktan, bir inancın ya da görüşün
propagandasını yapmaya, psikolojik savaşa, uluslararası ilişkilere,
yanıltıcı bilgilendirmeye kadar varan geniş bir yelpazede kullanılmaktadı r.
Görsel ve işitsel olarak (şuurlu) algılananlar değil; şuur-altı seviyesinde
algılanan söz, resim, görüntü ve şekillerden oluşur.
Bunlardan en çok kullanılanı dijital ses dosyalarına gizlenen ses
mesajlardır. Üzerinde oynanabilirliğ i ve işlenilmesi ve yayılması daha
kolay olduğundan MP3 dosyaları gizli mesaj için biçilmiş kaftandır
diyebiliriz. .
Peki, sistem nasıl işliyor?
İnsan kulağı sadece belirli titreşim sıklığı aralıklarındaki sesleri
duyabilir. Eğer siz bir müzik parçasını rahatça duyabiliyorsanı z, bu sizin
duyabileceğiniz titreşim aralığında olduğunu gösterir. İnsan beyninin algısı
ise, bundan daha düşük ya da daha yüksek frekansları algılayabilecek
kapasitededir. Dikkat ediniz: "duyabilecek" demiyoruz, algılayabilecek
diyoruz. Yani, kulağımız ancak belirli bir titreşim aralığındaki sesleri
duyabilir. Fakat beynimiz bu aralığın çok daha ötesindeki sesleri algılar,
hisseder.
Şuuraltı ve şuuraltının özelliklerini anlattığımız zaman, ne demek
istediğimizi çok daha iyi anlayacaksınız. Ancak, şimdi öncelikli olarak bu
"subliminal mesajların" (şuur-altı telkinlerin) neler olduğunu ve nasıl
işlendiğini sizlere göstermemiz gerekiyor.
8-12 hertz dalga boyundaki Subliminal mesaj içeren bir MP3'ü kulağınızla
dinlersiniz, ancak içindeki gizli-mesajı beyniniz dinler. Bu esnada
kulağınız hiçbir şey duymaz. İnternette ve paylaşım programlarında şuuraltı
mesajları içeren MP3 dosyaları bulunmaktadır. Hatta bu gizli mesajları
frekans aralıklarına göre analiz ederek ortaya çıkartan yazılımlar dahi
vardır.
Mesela, en korkunç uygulamalardan sadece biri:"Bu Uygulamaya Amerika, Irak'ı
işgal etmeden önce bir yıl boyunca (daha fazla da olabilir) devam etti. Irak
radyolarında Kur'an yayınının altından, çok düşük bir titreşimde, kulakla
duyulmayan, ancak dimağla algılanarak Iraklıların şuur-altına gönderilen:
"Direnmeniz faydasız" gibi mesajlar verilmiş ve bir ülke işte bu şekilde
şuuraltı mesajlar ile işgale hazır edilmiştir.
25inci KARE
Kişinin şuur-altına subliminal mesaj göndermenin birçok yolu olduğunu
söylemiştik. İşte bunlardan bir diğeri de 25inci Kare tekniğidir. Peki,
nedir bu 25inci Kare Gördüğümüz bir anlık görüntü: 655 satır ve
frame/çerçeve denilen 24 küçücük kareden oluşur.
Sinema şeridinde, saat, dakika, saniye olarak bir diziliş vardır. Her
saniyeden sonra bir yabancı kare gelir ve bir saniye 24 karedir. Her 24 kare
ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327.5 satırda bir de
"control-track" denilen aralık vardır. İşte bu aralıktaki görüntüler
kesilip, aralarına başka görüntüler atılarak 25inci kare oluşturulur ve bu
son kare olan 25inci kare anlıktır. Yani görüntü saniyede 1/24 olacakken, bu
1/25'e çıkar. Kareler 25 olunca bir anda bir görüntü gelir ve anında
kaybolur. Genellikle göz ve beyne görünmez, daha doğrusu görülür ama
şuuraltında kalır.
25. karenin temel mantığı da mesajı şuur-altına göndermek olduğu için, artık
dünya sinema sanayisinde bu tekniği kullanmayan yok gibidir. Yani sizler
evlerinizde rahat koltuklarınıza oturup herhangi bir televizyon kanalındaki
herhangi bir dizi/ film ya da bir belgeseli seyrederken aynı zamanda 25
karelerle şuur-altınıza gönderilen mesajlara/ telkinlere/ saldırılara maruz
kalabiliyorsunuz.
Göz bunları görmüyor ama saniyenin 3 binde biri gibi bir zaman aralığında bu
görüntü şuur-altına ulaşıyor, orada depolanıyor. Bu gizli mesajlar
sayesinde, o reklamı, diziyi, filmi ya da herhangi bir resmi hazırlayan
kişi/ yapımcı/ yönetmen kendi hedefine, niyetine ve ideolojisine göre vermek
istediği mesajı "25inci Kare"lerle şuuraltına göndermiş oluyor.
PEKİ, GÖREMEDİĞİMİZ HALDE NASIL ETKİLENİYORUZ BU 25inci KARELERDEN?
Bu adamlar zaten açıktan açığa bu işi yapıyorlar. Filmlerle, reklamlarla her
türlü mesajı veriyorlar. Buna rağmen niçin böyle gizli bir kare
uyguluyorlar?
Cevabı çok basit: Çünkü gördüğümüz zaman bu kadar etkili olmuyor. Çünkü
kişi, şuurlu bir tercih ile gördüklerini veya duyduklarını ya ret ediyor ya
da kabul ediyor. Çünkü baştan önüne seçenek getirilmiş oluyor.
Fakat bu, öyle bir şey ki insan onu görmüyor, duymuyor ve hissedemiyor, yani
bizlerin algı frekanslarımızı n tamamen altında veya üstünde yer alıyor.
Böyle bir şeyi kabul yahut ret etme gibi bir imkanımız var mı? Elbette
hayır.
İşte 25. karenin ve subliminal reklamların temel mantığı budur! Hedefteki
kitlenin şuurlu tercih hakkını gasp ederek, onları gizlice zehirlemek!
* * *
Bu işi yapanlar insanı ve insanın yaratılışını çok iyi biliyorlar. 1900'lü
yıllara kadar uzanan bir geçmişi var bu tür çalışmaların. Psikolog ve
psikanalistlerin insanla ilgili uyguladıkları, gözlemledikleri ve deneylerle
ortaya koydukları bilgi ve bulgulardan yola çıkarak "İnsanı nasıl
etkileyebiliriz" sorusuna cevap aradılar. İlk başta ticari hedefler ve büyük
şirketlerin mallarını halka pazarlamanın bir yolu olarak gördüler bu
şuur-altı telkinleri. Daha sonra ise bu taktiği öğrenen her kişi ve her
yapımcı kendi niyet, inanç ve ideolojisine göre vermek istediği mesajları bu
yolla insanlara zerk etmeye başladılar.
25inci KARE NE ZAMAN ve NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR?
Şuur-altının bütün görüntü, ses ve resimleri kaydetme özelliği 1900'lü
yıllardan beri insanları yönlendirmek için kullanılmaktadı r.
1900'lü yıllarda Knight Dunlap adında Amerikalı bir psikoloji profesörü
illüzyon gösterisi yaparken şuur gücüyle algılanmayan "hissedilemez
gölgeler" kullanarak aynı uzunluktaki 2 çizgiyi seyircilerin farklı
ölçülerde algılamasını sağlamıştı.
İşte buradan hareketle şuur-altını hedef alarak mesaj göndermeyi hedefleyen
ve adına "Subliminal Mesajlar" (Şuur-Altı Telkinler) denilen bu tür
reklamlar ilk kez 1950'li yıllarda Amerika'da ortaya çıktı. James Vicary
adlı reklamcılık uzmanı, sinema salonlarında yaptığı bir deney sonucu
patlamış mısır ve kola satışlarının arttığını iddia etti. Bu deneyde film
perdede oynarken, saliselik görüntüler h=E2linde gözle görülemeyen gizli
kareler ve gizli mesajlarda:"patlamış mısır ye" ve "Kola iç" sloganları
çıkıyordu. Seyirci bu sloganları şuurla algılayamadığı halde, şuuraltına
hitap eden bu sloganlar neticesinde Kola satışlarının yüzde 18.1, patlamış
mısır satışlarının ise yüzde 57.7 arttığı görüldü.
Bu şekilde, şuur-altına yönelmenin reklamın etkinliğini artırmada daha
işlevsel olduğu görülmüştür.
İşte o gün bugündür uygulanan 25inci kareler sadece bir insanı ya da bir
topluluğu değil; bütün insanlığı tehdit ede gelmektedir.
Bir grup psikolog ve yazar bu konunun gündeme geldiği ilk yıllarda bu
yöntemin uydurma ve efsane olduğunu ve insanları etkilemeyeceğ ini
söylediler. Ancak, beyin dalgalarını ölçen teknolojilerin gelişmesi ile
gizli-mesaj içeren reklama beynin daha farklı ve fazla tepki verdiği
gözlemlendikten sonra, bu yöntemin etkisi ispatlanmış oldu.
İşin en ilginç tarafı ise bu konuyu gündeme taşıyan, kitap, tez ve aile
eğitim seminerlerinin yok denecek kadar az olmasıdır. Yıllardır uygulanan
böyle cidd=EE ve hayat=EE bir konunun nasıl olup da bütün bir insanlık
tarafından henüz bu şekilde yeni-yeni öğreniliyor olması düşündürücü olsa
gerek.
Televizyon karşısında uyuyan/uyutulan bir çağda yaşıyoruz!
Uyan ey toplum ve uyandırın uyuyan ruhları!
Şuur-altımızı başkaları değil; biz yönetelim!
ASIL HEDEF ÇOÇUKLAR
Şuur-altı teknolojisi maalesef çizgi filmlerde, şarkılarda, reklam
panolarında, filmlerde yasal olmayan bir şekilde kullanılıyor. Çocuklara
sevgiyi kardeşliği öğütleyen masum zannettiğimiz çizgi filmlerin arasına
pornografik resimler, şiddet unsuru içeren görüntüler bu teknolojiyle
saklanıyor. Çocuğumuz fark etmeden o görüntüleri beynine konuk ediyor ve
şahsiyetinin oluştuğu o en cidd=EE yaş dilimde (sıfır-yedi yaş arası) bu
görüntüler içeride şuur-altında hapsoluyor. Artık siz siz olun her
gördüğünüz ve duyduğunuza çok dikkat edin.
Özellikle Disney, yaptığı çizgi filmlerde cinsellik temasını yıllardır
çocuklarımızın şuur-altına kazımıştır. "BU FİLMDE / DİZİDE SANAL REKLaM
UYGULANMAKTADIR" Sizler, televizyonları nızın karşısında uyumaya devam eden
ruhlar, koltuğunuza oturup en sevdiğiniz dizi ya da filmleriniz yayına
başlarken: " *BU FİLMDE / DİZİDE SANAL REKLaM UYGULANMAKTADIR*" uyarısını
görmediğinizi söyleyebilir misiniz?
Peki, ne demek "Sanal Reklam?"
Sanayi Bakanlığına göre sanal reklamın tarifi aşağıdaki gibi :
"Sanal reklam"; hukuken kullanımı meşru görüntülerin, canlı veya banttan
bilgisayar marifeti ile manipülasyonu ve söz konusu görüntülerde yer alan
muhtelif unsurları reklam amacı ile halihazırda kullanılan veya ileride
geliştirilecek teknolojiler vasıtasıyla oyun sahası ve çevresi üzerine
düşürülen tüm görüntüleridir." Televizyonda izlediğimiz pek çok dizide ya da
filmde ya marka yerleştirme ya da sanal reklam uygulamaları ile
karşılaşıyoruz. Bir dönem gişe rekorları kıran "Kurtlar Vadisi Irak" filmini
hatırlayın. Film başlarken "Bu filmde sanal reklam uygulaması yapılmaktadır"
uyarısı vardı. Ekranda bir ovada yol alan otomobili izlerken birden bir
mimarlık firmasının reklam tabelası ve bir apartman beliriveriyor. Kerpiç
evlerin üstüne getirilmek istenmiş ama başarılı olunamadığı için ortalık
yerde duran uydu antenleri reklamları ve uyarı tabelalarının altında
beliriveren markalar...
O halde en can alıcı soru şu: Niçin sanal reklam?
Çünkü şuur-altına telkin göndermenin en iyi yoludur da ondan.
25. Kare'nin uygulandığı bir film :
DÖĞÜŞ KULÜBÜ / The Fight Club Niçin bu film?
Bir kere adına bakarak bunun bir dövüş filmi olduğunu zannetmeyin. "Gün
gelir sahip olduklarınız, size sahip olmaya başlar!" sloganı ile modern
insanın tüketim merkezli hayat tarzını sorgulayan bir filmdir düğüş kulübü.
Edward Norton ve Brad Pitt'in başrollerini paylaştığı ve David Fincher'in
yönettiği bu film, 2000 yılında Empire Ödülü (İngiltere)aldı . Ayrıca
2001'de En iyi DVD, en iyi DVD anlatımı, en iyi DVD özel içerikleri ödülünü
almış ve 2005 yılında Total Film magazin ödüllerinde (UK) "Dünyanın bu güne
kadar gelmiş geçmiş en iyi film ödülü" ne layık görülmüştür.
Gerçekten çok etkileyici bir filmdir. Moderniteye karşı çıkarak :
"Gün gelir sahip olduklarınız, size sahip olmaya başlar" "Her şeyi kontrol
etmeyi bırak ve rahat ol..." "Nefret ettiğiniz işlerde çalışıp gereksiz şeyler
alıyorsunuz." "Seyrettiğiniz reklamlar yüzünden araba ve kıyafet
değiştiriyorsunuz." "Sizler paranız kadar iyisiniz." "Siz işiniz
değilsiniz..." "Bindiğiniz araba değilsiniz.." "Kredi kartlarınızın limiti
değilsiniz" diyordu.
Şimdi, "Dünyanın bugüne kadar gelmiş geçmiş en iyi film Ödülü"ne layık
görülen bu filmdeki 25inci kareleri yakalayabilmek ve filmdeki her saniyeyi
kare-kare izleyebilmek için önce:
1. Filmi bilgisayarınıza kaydedin.
2. Media player ile izlerken film sahnelerini 1/16 "Slow / yavaş" izleme
modunda.
3. "klcodec" ile izlerken alttaki ok işaretlerinden "Decrease Speed"e üç kez
tıklayıp filmi en yavaş haline getirmeniz gerekmektedir. Böylece her
saniyeyi yaklaşık 5 saniyede izleyecek ve her kareyi tek-tek
yakalayabileceksini z.
SONUÇ:
1. Araştırmalarımızı n sonucunda filmin yönetmeninin (sexomaniac) olduğunu
bulduk.
2. Filmin (bizim yakalayabildiğ imiz) 26 farklı yerinde 25inci kareler
kullanılmış.
3. 25inci Kare tekniği ile elinde sigara olan Brat Pitt resmi filmin çeşitli
yerlerine yerleştirilmiş tir.
4. Yönetmen filmin 2 farklı yerinde 25inci kare tekniği ile erkek cinsel
organını yerleştirmiş.
5. Yine filmin 2 yerinde Çocuk Pornosu şuur-altına yerleştirilmiş .
6. Unutmayın 25. karelerin yer aldığı her film gibi bu filmde de normal
seyrinde görülmesi gerekenlerin dışında hiçbir şey görülmüyor. Aslında çok
şey görülüyor ancak hiç kimse ne gördüğünü bilmiyor.
7. Uyanmayanlar ve hile 25. karenin varlığına ihtimal vermeyenler, denesin
ve görsün diye filmdeki en can alıcı karelerin sadece bir kısmının dakika ve
saniyelerini aşağıya sırasıyla yazıyoruz. İsteyen filmdeki tespit ettiğimiz
bu dakika ve saniyelerde filmi durdurup kare-kare izleyebilir.
06:02 elinde sigara olan Brat Pitt resmi,
31:07 cinsel öğeler erkek cinsel organı,
31:14 cinsel öğeler,
46:41 cinsel öğeler,
49:09 cinsel öğeler,
50:42 ile 50:52 çocuk pornosu mesajları...
02:10:39 Film bitiyor binalar yıkılıyor ve yine erkek cinsel organı filmin
finali olarak 25. karede yer alıyor.
***
Filmin en tuhaf gelen bölümü ise Tayler'in işi sabun imalatçılığı olmasına
rağmen, 30uncu dakikadan itibaren, Tayler'i anlatırken onun bir sinema
yapımcısı olduğunu anlatmasıdır. (Filmin sadece bu 2 dakikalık bölümünde
Tayler bir sinema yapımcısıdır)
Şu ifadeler 30uncu dakikadan sonra aynen filmde geçmektedir :
"Sinema filmleri tek bir makarada olmaz; birkaç makarada olur ve bir kare
bittiğinde diğer makaraya geçerken birisinin düğmeye basması gerekir. O an
geldiği zaman projektörleri değiştirir ve film devam ettiği için kimse bir
şey anlamaz.
KİMSE GÖRDÜĞÜNÜ BİLMİYOR AMA GÖRÜYOR" der ve sorar: "ACABA KAÇINIZ ONU İŞ
BAŞINDA YAKALAYA BİLİRSİNİZ?"
DİKKAT: Yaptıkları işi aynı filmde anlatıyorlar!
REKLAMLARLA ŞUURU ÇALINAN İNSANLAR
İnsan beyninde şuur-altının tepki verdiği iki mühim olay var : "doğum" ve
"ölüm". Şuur-altımız bu 2 vakaya çok daha fazla tepki veriyor. Bu 2 mesaja
daha duyarlı.
"Sex" (cinsellik) mesajı doğum arke-tipinde, "kill" (öldürmek) mesajı da
ölüm arke-tipinde karşılanıyor. Bu simgeler, verilmek istenen mesajın içine
yerleştirildiğ inde şuur-altı bunları öncelikli algılar olarak
saklayabiliyor ve sıra kullanıma geldiğinde, bu öncelikli depolanan veriler
davranış ve hareketlerimize yön çiziyor.
ŞUUR-ALTI TELKİNLER YASAK DEĞİL Mİ?
Şuur-altı reklamlarının etkisinin ispatlanmasını n ardından bir yandan bu
yöntemin kullanımı arttı ve diğer yandan da bu gibi yöntemlerin
kullanılmasını önlemeye yönelik yasalar çıkartıldı. Ülkemizde RTÜK şuur-altı
reklamı: "Teknik cihazlar vasıtasıyla televizyon yayınlarında çok kısa
süreli görüntüler kullanarak, izleyicilerin ancak bilinçaltıyla
algılayabilecekleri ürün veya hizmetlerin tanıtılmasına ilişkin mesajlar
içeren reklamlar" olarak tanımlamıştır.
Yasalarımız tüketicinin korunması bakımından, gizli reklam ve şuur-altı
reklamı da yasaklamıştır. 3984 sayılı Yasanın 20. maddesi: "Reklamların,
program hizmetinin diğer unsurlarından açıkça ve kolaylıkla ayırt
edilebilecek ve görsel ve işitsel bakımdan ayrılığı fark edecek biçimde
düzenlenmesini, şuur-altı ile algılanan reklamlara izin verilmemesini" hükme
bağlamıştır.
Radyo ve Televizyon Kuruluşları Reklam Yayın İlkeleri ve Usulleri İle Reklam
Gelirleri Üst Kurul Paylarının Ödenmesi Hakkında Yönetmeliğin 11. maddesine
göre de: "Yayınlarda gizli reklam yapılamaz. Programlarda açıkça reklam
olduğu belirtilmedikç e ürün veya hizmetler reklam amacını taşıyan şekilde
sunulamaz. Çok kısa sürelerle imaj veren, elektronik aygıt veya başka bir
araç kullanılarak veya yapılarının ne olduğu konusunu izleyenlerin fark
edemeyecekleri veya bilemeyecekleri bir biçime sokarak, bilinçaltıyla
algılanmasını sağlayan reklamların yayınlanması yasaktır."
1964'te İngiltere, 1974'te ABD olmak üzere dünyadaki 55 ülke insanlarını bu
tekniklere karşı korumaya almıştır. Rusya'nın Ekatirinburg şehrinde yayın
yapan ATN Televizyonun "Otur ve ATN izle" şeklinde bir gizli mesaj verdiği
tespit edilmiş ve yayın lisansının 2 ay iptal edilmesine neden olmuştur.
Neticede, Türkiye'de ve dünyanın birçok yerinde şuur-altı reklam
yasaklanmıştır ama bütün reklamları, dizi, film ve belgeselleri şuur-altı
mesaj içerip içermediği noktasında denetleyecek bir yapı kurulamamıştır.
ŞUUR-ALTI VE GENEL ÖZELLİKLERİ
Günlük hayatımızda yaşadığımız bazı sorunların şuur-altımızdan
kaynaklandığını hep söyleriz ama acaba kaçımız şuur-altımızın gücünün ve
öneminin farkındayız?
Şuur-altı çoğumuzun bildiği ya da duyduğu bir kavramdır. Bu kavram
şuurumuzun farkında olmadığı ama davranışlarımızın yönlendirilmesinde önemli
rol oynayan bir yapıyı belirtiyor. Şuur-altı, alt-benlik, şuur-dışı olarak
da adlandırılan şuur-altı kişiliğimizin farkında olmadığımız, denetimimiz
dışındaki parçasını temsil etmektedir. Diğer bir deyişle bu, buzdağının
görünmeyen kısmıdır.
Otomatik bir pilot gibi bütün tecrübelerimizi depolar. Bir hafıza deposudur.
Tecrübelerinizi hatıralar şeklinde depolar. Şuur-altı heyecanlarımızı ,
sezgilerimizi, alışkanlıklarımızı ve güdülerimizi depoladığı gibi, bunların
faaliyete dökülmesinden de sorumludur.
Şuuraltımız, zihin telkin yoluyla ikna olunmaya müsaittir.
Şuurlu zihnin aksine, sorgulamadan tekrarla gelen teklifleri kabul eder,
pekiştirir.
Bütün otomatik davranışlarımız, alışkanlıklarımız ve heveslerimiz hafızada
kayıtlı bilgiler arasındadır.
Şuur-altı zihin delillerle ne ikna edilebilir, ne de aldatılabilir.
Fikirlere ve imajlara karşılık verir. Şuur-altının en mühim özelliği ise:
şuurumuzun farkına varmadığı olayları, sesleri, resimleri kaydetmesidir. Siz
5 katlı bir binaya çıkarken merdivenleri saymıyorsunuz ama şuur-altınızda bu
sayı biliniyor ve kaydediliyor. Aynı şekilde bebekliğimize dair hatıralar
şuur-altı kayıtlarının arasında bulmak peki mümkündür.
Şuur ise aynı anda 3 ile 7 işi yapabilir. Daha fazla görev yüklendiğinde
kilitlenir. Bu yüzden dikkatimizi yönlendirmediğ imiz, bizi o anda
ilgilendirmeyen birçok veri bu filtreden süzülür. Beş duyumuzun karşılaştığı
çok sayıda duyum, algılanmadan şuur-altı hafıza deposuna aktarılır. Demek ki
duyduğumuz, gördüğümüz ama kavrayış olarak algılayamadığımız her şey
şuur-altına ileride tekrar kullanılmak üzere veri olarak depolanır ve
gelecekteki hareketlerimize yön çizer.
İşte tam da bu aşamada şuura değil ama şuur-altına hitap eden bütün
propaganda ve veriler, bizim davranışlarımıza yön çizen güdüler olarak
karşımıza çıkar. Zira sıklık arz eden tekrarlar derin algılarımıza
yöneliktir.
GERÇEK: GÖRMEDİKLERİMİZ Mİ?
Şuur-altı dediğimiz alan, şuurun binde 999'unu oluşturuyor. Yani biz şu anda
bu yazıyı, binde 1 seviyesinde görüyor, dinliyor ve okuyoruz.
Bunlar nasıl mı gerçekleşiyor? Gözde bilimsel olarak "fovea hareketleri"
olarak isimlendirilen alan sizin şu anda görmediğiniz şeyleri de görüyor.
Göz devamlı bir tarama içinde. Tarıyor ve aldığı bilgileri şuur-altına
atıyor. Bunlar bilimsel verilerdir. İsteyen araştırsın ....
Biz, normal şartlarda, gözümüzün fovea hareketleriyle beynimizde depolanmış
şeylerin çok azını hatırlıyoruz. Ama mesela markete gittiğimizde 10 tane
deterjan arasından 1 tanesini çekip alıyoruz. Yani gördüğümüzün ve de
duyduğumuzun farkında olmadığımız şeylerin, şuur ortamına çıkarak bize o
malı satın aldırması söz konusu oluyor.
Yani biz görmediğimizi zannettiğimiz şeyleri aslında görüyoruz ve
şuur-altımıza gönderilen verilerin karar verme ya da faaliyete geçme
aşamasında fikirlerimizi ve davranışlarımızı doğrudan etkiliyor.
Şimdi neden bu kadar derin bir uyku içinde olduğumuzu, niye bu kadar
tepkisiz olduğumuzu, neden aslımızı unuttuğumuzu anlayabiliyor musunuz...??
?
Ben nerdeyse 6-7 yıldır televizyon seyretmiyorum. ..
Gerekirse sadece dinliyorum.. .
Gittiğiniz filmlere de dikkat lütfen, özellikle filmlerin başı ve sonunda
çok kullanılan şekil ve sayısal simgelere bakmamaya çalışın !...
|
| Yorumlar | | Bu meatiyel için Henüz Yorum Yapılmamış, İlk yorumu siz Yapın! | | Yorum Ekle | |
|
|
|