|
| Etekleri zil çalmak - Fıkralar Haberler, Yazılar, Fıkralar |
| AnaSayfa > Fıkralar > Etekleri zil çalmak | |
| | Kategori | : Fıkralar | | Gönderen | : Admin | | Tarih | : 2011-02-07 | | Puan | : 6 | Katılımcı : 2 | | Okunma | : 473 | | | | | |
| | *Etekleri zil çalmak.. *
Nineciğimin Amasya'dan oğlu geldi. Evdeki sevinç pencerelerden taşıyor.
Oğul, torun kahkahaları, gelinin yaptığı kek, börek kokuları bizim evden
bile duyuluyor. Nineciğimin gözü aydın olsun.
Sayılı gün çabuk geçer ya, üç gün, beş gün derken sonunda ayrılık vakti
geldi çattı. Misafir oğul da tası tarağı topladı; el öpüp, hayır dua
aldıktan sonra çoluk çocuk yola koyuldu.
Evi bomboş kalmıştır, ne yana baksa içi sızlar şimdi diye düşünerek
tıklattım nineciğimin kapısını. Dünya hali bir sevinç bir hüzün! Nineciğimin
de yüzünde keder bulutları, ha yağdı ha yağacak.
- Gümüş ay, altın güneş. İçimdeki bütün sesler, oldu mu sana kor ateş, dedi.
İki inci tanesi yuvarlandı pamuk yanağından.
Ne yapalım iş başa düşünce aldım sazı elime, doladım sözü dilime, başladım
tekerlemeye.
-Mavi atlas, iğne batmaz, makas kesmez, terzi biçmez, dedim. Dedim ama
baktım arkası gelmiyor:
- Valla nineciğim, mavi atlası ben de biçemem, sözü senin gibi söyleyemem,
deyip kesip attım.
Gülüverdi muzipçe:
- Deyim mi demeyim mi diye sordu.
- De bakalım nine dedim.
O da tekerlemeden, şekerlemeden başladı anlatmaya.
Vaktiyle müziği seven, müzikli sesler çıkaran aletler yapan, Ag=E2h Efendi
adında bir adam varmış. Ud mu dersin tambur mu, ney mi dersin keman mı hepsi
gelirmiş elinden. O kısaca saz dermiş yaptıklarının hepsine. Nefesli
nefessiz, adı ud olmuş ney olmuş sazın ne çıkar, o seviyormuş hepsini.
Yaptığı her müzik aletine sanki küçük bir çocukmuş gibi dokunuyor, onlara
isimler veriyor:
- Sizin içinize bülbülü kim koyacak bakalım, diyormuş.
O zamanlarda güzel saz çalanlar için ?Sazının içine bülbül koymuş!? denirmiş
çünkü. Ag=E2h Efendi de yaptığı her sazın içinde saklı, insanın içini okşayan,
çağıltılı sesleri uyandıracak kişiyi merak edermiş.
- Kimbilir kimin gönlünün derinliklerinde saklı sizin sesiniz. Kimbilir
kimin gönlünden sevinç ve hüzün olup akıp gideceksiniz, dermiş her birine.
Ehil olmayan kişilere vermezmiş sazlarını. Önce bir iki deneme yaptırır;
çıkan sesten anlarmış hangisinin yürekten geldiğini, hangisinin gelip geçici
bir heves olduğunu. Bu sebeple namı yürümüş Ag=E2h Efendi'nin. Adı dört bir
yanda duyulmuş.
Küçük bir de kızı varmış Ag=E2h Efendi'nin. Her müzik aletini yapıp
bitirdiğinde sazı eline alır, ilk sesini verirmiş. Sesi duyan küçük kız koşa
koşa babasının yanına gelir, boynuna sarılırmış. İşte o zaman Agah Efendi
minicik bir zil hediye edermiş ona. Küçük kız bu zilleri saklar, kimini
saçına toka yaparmış, kimini kolye. Zilin şıngır mıngır seslerinden anlarmış
babası kızının nerelerde dolaştığını. Şıngır mıngır seslere bir de küçük
kızın şen, sevinçli haykırışları karışır, Ag=E2h Efendi'nin en sevdiği müzik
çıkarmış ortaya ve kocaman güller açarmış yüzünde.
Küçük Kızın annesi biriktikçe biriken bu minicik zilleri ?Ne yapayım, ne
yapayım?? diye düşünürken, aklına bir fikir gelmiş. Küçük kız çok
sevinecekmiş bu işe. İğnesini ipliğini alıp işe koyulmuş.
Günlerden bir gün kelli felli bir adam çalmış Ag=E2h Efendi'nin kapısını. Ag=E2h
Efendi adamı tanır gibi olmuş, tanıyamamış. Bilir gibi olmuş, bilememiş.
- Dünyanın en güzel sesli sazını istiyorum, demiş adam.
- Peki, demiş Ag=E2h Efendi. Ben yaparım amma almak size kalmış.
- Ne demek istiyorsun, diye sormuş kelli felli adam.
- Ben dünyanın en güzel sesli sazını yaparım; ama siz de, sazın içinde saklı
olan, en güzel sesi çıkaramazsanız sazı alamazsınız, demiş.
- Peki, demiş adam kurumlu kurumlu.
Saz olsun da ses çıkaramasın!
Bir zaman sonra kelli felli adam yanında bir alay uşakla yine çalmış kapıyı.
Ag=E2h Efendi dünyanın en güzel sazını kadife örtüler içinde sunmuş ona.
Kendisine sunulan bu değnek gibi saza bakakalmış adam. Pek inanası gelmemiş
dünyanın en güzel sazını tuttuğuna. Ne nakışı var ne boyası. Bir iki üflemiş
ses de çıkmayınca öfkesinden küplere binmiş.
- Sen bizimle alay mı edersin, bre densiz, diye bağırmış. Meğer kendisi o
beldenin valisiymiş.
- Bir kerecik dinlemek istemez misiniz şu sazın sesini, diye sormuş Ag=E2h
Efendi sakince.
Bir an düşünen vali:
- İsterim elbette, diye cevap vermiş.
Ag=E2h Efendi başlamış adı ney olan bu sazı üflemeye. Öyle bir üflemiş ki,
gönüllerin incelip kırıldığı demden ses getirmiş. Yürekler kar olup erimiş,
yağmur olup yağmış, ırmak olup akmış, ışık olup yansımış.
Üflemesi bitince küçük kızı her zamanki gibi sevinçle yanına gelmiş. Ama ne
geliş! Annesi minicik zilleri elbisesinin eteğine dikmiş meğer. Küçük kız
koştukça etekleri zil çalmış. Koştukça zil çalmış. Gelip boynuna sarıldığı
zaman minicik bir zil daha çıkarmış cebinden Ag=E2h Efendi, küçük kıza vermiş.
Sazın güzel sesini dinledikçe kalbi iyice yumuşayan valinin ise öfkesi saman
alevi gibi sönmüş. Her işin bir inceliği vardır, diye düşünerek dünyanın en
güzel ama en gösterişsiz sazını almadan gitmiş. O gün orada bulunanlar küçük
kızın zil çalan eteğini hiç unutmamışlar. Ne zaman çocuk gibi sevinen birini
görseler *etekleri zil çalıyor*, demişler. *Bu sözü öyle çok sevmişler ki,
sevindikçe etekleri zil çalmış.*
Sizin de etekleriniz hep zil çalsın...
(..Masallarımızdan..)
|
| Yorumlar | | Bu meatiyel için Henüz Yorum Yapılmamış, İlk yorumu siz Yapın! | | Yorum Ekle | |
|
|
|