|
| Kaybedenle klübü film yorumları - Kitap Özeti/Yorumlar Haberler, Yazılar, Fıkralar |
| AnaSayfa > Kitap Özeti/Yorumlar > Kaybedenle klübü film yorumları | |
| | kaybedenler kulübü
belki bayilacaginiz belki de tam tersi sert içeriginden nefret edeceginiz
ama kesinlikle fenomen, kesinlikle kült olacak filmimiz ‘kaybedenler kulübü’.
film aslinda kaan çaydamli ve mete
avunduk’un 1994’te kent fm’de yayinlanan aynı isimli ve ayni formatlı radyo
programlarindan bir kesit. yani ana yapi olarak uç seviyede bir gerçek.
filmin ‘cool’ adami 6.45 yayinlari
sahibi ve fotografçi kaan’i nejat isler, fikirsel ve eylemsel açidan hiç de
ondan aşagi kalmayan dj ve trip bar’in isletmecisi, kankasi mete’yi ise yigit
özsener canlandirmis. bu iki özgün ve entelektüel kafadar bir araya gelip
sadece ve sadece kendi fikirsel zevklerini tatmin etmek amaci ile belli bir
akis programi olmayan siyaset, felsefe, müzik ve kendi deyisleri ile her konu
ile ucundan kösesinden alakali ‘cinsellik’ üzerine dilin kemigi olmayan,
dinleyicilerin de telefonla katilabilecekleri, limitlerin sadece zaman ve bira
siseleri oldugu bir sohbet/müzik programi fikri ile kent fm’de bir gece yayini
yapmaya basliyorlar. kendi asil islerinde maddi sorunlar yasamalarina ragmen
dertleri para degil, sandiginiz gibi dertleri bu yolla piyasa yapmak skora
dayali bir seks hayati yasamak da degil her ne kadar bunun firsatlarini
degerlendirmekten geri durmasalar da… ama aslinda buna ihtiyaçlari da yok,
onlarin derdi sadece dile getirilmekten çekinileni tüm çiplakligi ile dile
getirebilmek ve dinleyenlerine bu cesareti vererek dile getirebilmelerine araci
olmak. baslarda reyting sorunu yasayan program, iki kafadar her şeye ragmen
ritmi ve dozlarini arttirdikça hem ilgiyi topluyor hem de dinlenme payini arttırıyor.
bu bir yandan programin basarisi adina sevindirici bir durumken zaman içinde
hem otorite ile hem de karsit düşüncedekilerle sorunlar yasamalarinin da
ötesinde iki kafadarin kendi sinirlarini, beklentilerini, yarinlarini da
sorgulamalarına sebep oluyor.
filmin zayifmis gibi görünen yönü
filmde pek çok karakter olmasina ragmen zaman sorunu ve belki de kontrolü daha
kolay olacagi düsünülerek yan karakterler üzerinde fazla durulmayip genelde 2+1
karakter üzerine oynaniyor. mesela serra yilmaz’in canlandirdigi mete’nin
annesi karakterinin filme bir katkisi yok. mete’nin kültürü nereden geliyor onu
göstermek amaci ile mi var yoksa giseye oynamak için mi anne karakteri ve serra
yilmaz var anlayamadim. hatta filmin üç numarali karakteri olma durumundaki ahu
türkpençe’nin canlandirdigi zeynep isimli karakter riza kocaoglu’nun
canlandirdigi murat karakterinden –kaan’in evine bir kere yerlesmis gitmez,
hatta neredeyse evden çikmaz sabah aksam belgesel izleyen pesimist
çevirmen ev arkadasi- çok daha fazla sahnesi olmasina ragmen içerik
yoksunlugu nedeniyle ister istemez daha gerisine düsüyor. asil bahsedilmek
istenen kaan ve mete oldugu için böyle bir tercih yapilmis da diyebilirsiniz
başta bahsettigimiz kisitlamalari da göz önüne alarak.
film ummadiginiz anlarda hos sürprizler
de yasatmaktan geri kalmiyor; kaan’ın yayınevinde çalisan bol sakallı elemanin,
belki sakaldan -:)- belki konusma tarzindan mütevellit agzinda yuvarlanan
konusmalarinin, bazi yabanci örneklerde de görmüs olmamiza ragmen altyaziyla
verilmesi, filmi hem standart kaliplarin disina çıkariyor hem de filmde geri
planda hissettigimiz komedi ögesine harika bir katki sagliyor.
filmin en çarpici yönü ise tahmin
edebileceginiz gibi diyaloglar. sonuçta senaryoya uyarlanma durumu var ama kent
fm’deki orjinal programda kullanilan pek çok ifade burada da olabildigince su anki
sistemin ve ortamin izin verecegi ölçüde kullanilmis. dedigimiz gibi dilin
kemigi yok ama onun yaninda hakikaten etkileyici ifadeler de yakalayabilirsiniz
–hatta bazen filmdeki kizlar yurdundaki ögrenciler gibi ‘ne diyor bu yaa?’
diyeceginiz anlar bile olabilir :)-. isin ilginç yönü filmde eksik bulacaginiz
bir durum da tam burada ortaya çikiyor. ister istemez felsefi ve özellikle
siyasi yön biraz daha ele alinsaydi diyorsunuz ki bu yöne biraz daha girilebilse
ve beklenti biraz daha doyurulabilse film bas taci edilecek bir seviyeye
ulasabilirdi. belki de tek siyasi gönderme ki yönetmenle yapilan bir ropörtajda
bu konuda yorum yapilmamis; radyo programi sahnelerinden birinde kaan’in sarf
ettigi ‘evlerinde balyoz bulunduranlara karsiyiz’ cümlesi… bu replik, yönetmen
tolga örnek’in babasi deniz kuvvetleri eski komutani orgeneral özden örnek’in,
balyoz operasyonu kapsaminda tutuklu oldugu bilindiği takdirde manidar
gelebilir hassas kulaklara… dedigimiz gibi bu yön biraz daha güçlendirilebilse
idi; bazen konu ile alakasız gibi görünen, bazen ise döndürüp dolastirip bir
sekilde konuya baglayan sansürsüz, çirilçiplak diyaloglari, ilginç tiplemeleri
ve kesmeleri ile tarantino ve guy ritchie stilini animsatan sasirtici hava ve bu içerik
doygunlugu muhtesem bir birliktelik olusturacak ve filmi hak ettigi daha da
yüksek bir konuma oturtacakti.
filmde çok çarpici cümleler kurulmus ama
bunlardan sadece birini aktaralim, digerlerinin kesfi size kalsin;
hiç aradigin seyi buldugunda,
buldugun seyin aradigin sey olup olmadigina dönüp baktin mi?
filmin renk paleti de oldukça güzel,
yabancı filmlerden özendiğimiz o doğal hava, konu içeriğine ve ruhsal duruma
göre renk seçimi olabildigince yakalanmış. bunun için filmde ‘canon mark
II’ ve bunalim anları ruh halini yansitmak için kirmizi rengi daha belirgin
hale getiren ‘red camera’ kullanilmis.
filmin soundtrack’i ise gercekten bir
yelpaze… ferdi özbegen’den mfö’ye derken asil cavit ergün, can gox imzali
müziklere gülce duru’nun harika yorumu eklenince soundtrack de film kadar
keyifli bir hale gelivermis. özellikle ‘my woman’, ‘melancholy man’, ‘wrong
side of the road’ tekrar tekrar dinlemek isteyeceginiz parçalar.
bu film nasil biter diye düsünürken
beklentiye oynamadan tam yerine, tam yerinde noktayi koyan bir film de oldu bu
arada geri planda ‘yalnizlik ömür boyu’ melodisi ile…
sert ve erkeksi içerik nedeniyle daha
çok erkek seyirciler için gibi görünse de aslinda öyle ya da böyle bir sekilde
gece kusu olan, içinden geçeni saklamayan herkes için, kosturmadan hatta
oturdugu yerden sirf takdir edilecek bir laf cambazligi ile çok eglenceli ve
kendinize dürüst davranırsanız zihninizin derinliklerinde dolasan gizli
düsünceleri açiga vuracak, dedigimiz gibi belki de ortamin getirdigi
sinirlamalara uymak zorunda kaldigindan olusan ufak tefek eksikliklere ragmen
son günlerde gördügümüz en cesur, basta dedigimiz gibi kült olma adayi bir
film. gerek oyunculari, görüntü yönetimi ve gerekse de yönetmen tolga örnek
özellikle cesareti ile kocaman bir alkisi hak ediyor.
bir film seyrettikten hayatiniz degisir
mi bilemem ama filmden/radyo yayinindan gecelerin lafi olacak bir cümle: iyi
aksamlar sayin dinleyen, sizinle yatmis miydik? :)
ve bahsetmeden geçemeyecegim; filmde o
kadar çok bira içiliyor ki sanirim bunun etkisiyle filmden çiktigimda karsima
çikan sirtlarinda kocaman altin rengi fiçi tasiyan çiftin bardakla bira
dagittiklarini düsünüp ‘aa süper bir olay’ diyerek yanlarina seyirttim…
megersem bir firmanin yeni çikardigi bir ürünün reklamini yaptiklarini
saskinlikla ögrendim, bardagima dökülen çikolata drajelerini görünce :))
ve sormadan bitirmeyelim; allah askina kim
ulan bu erol egemen? :)))
yazan/çizen:
GüL’n’seth:)
|
| Yorumlar | | Bu meatiyel için Henüz Yorum Yapılmamış, İlk yorumu siz Yapın! | | Yorum Ekle | |
|
|
|