Domat.us , Domatesin yeni adı, Yeni tadı - Beta
AnaSayfa Flash Oyunlar SMS Fıkra Yemek Tarifleri MSN Araçları Canlı TV Yazılar Domates  
 
Kategoriler
 
 
 

 
 
 

AnaSayfa > Hayatın Geçekleri > Liderlik Sırları Bunlar Olsa Gerek
Kategori: Hayatın Geçekleri
Gönderen: ahmet
Tarih: 2008-11-28
Puan: 0   Puan:0 | Katılımcı:0 | Katılımcı : 0
Okunma: 567
  
 
1 puan 2 puan 3 puan 4 puan 5 puan 6 puan 7 puan 8 puan 9 puan 10 puan

Liderlik Sırları Bunlar Olsa Gerek

Bu zamana kadar bize aktarılan bilgilerle ATATÜRK'ün hep 'asker' ve 'devlet adamı' tarafını tanıdık. Şimdi gelin ATATÜRK'ü bilinmeyen yönleriyle keşfedelim.

****

-ATATÜRK'ün En büyük düşmanı; hani şu ordularını denize döktüğü düşmanı, Yunan başkomutanı Trikopis, hiçbir zorlama olmadan, hiçbir baskı olmadan her Cumhuriyet Bayramı Atina'daki Türk büyükelçiliğine gidiyor, ATATÜRK'ün resminin önüne geçiyor ve saygı duruşunda bulunuyor.

****

- Yıl 1938. General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı dönemi. Birden çok sıkılır ve yanında duran yüz yirmiden fazla kişiye döner ve aynen şöyle der: "Şu anda hiçbirinizi değil, büyük yeteneği ile Mustafa Kemal'i görmek için neler vermezdim."



****

-Yıl 1938. Bir İranlı şair, bir Tahran gazetesine ölümü üzerine bir şiir yazar. İşte o şiirin iki mısrası: "Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir."



****

-Yıl 1976. UNESCO üyelerine bir öneriyle gelir. Bu ATATÜRK'ün doğumunun yüzüncü yılını, UNESCO üyesi 152 ülkede aynı anda kutlama önerisidir. Birden İsveç delegesi ayağa kalkar ve şunları söyler: "Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?" Bu sözler üzerine, Rus delegesi ayağa fırlar, yumruğunu masaya vurur ve 152 ülkenin delegelerine aynen şunları söyler; "Genç delege arkadaşıma hatırlatmak isterim ki ATATÜRK öyle dünyadaki herhangi bir lider değildir, bırakın onu bir yıl anmayı her ülke her probleminde onu çare olarak aramalıdır." Oylamanın yapılacağı gün öneriye itiraz eden İsveçli delege kürsüye gelir ve şunları söyler: "Ben ATATÜRK'ü inceledim bütün ülkelerden özür diliyor ve ilk imzayı ben atıyorum." Oylamanın sonucuna gelince, UNESCO tarihinde ilk ve tekdir hiç negatif oy yok, hiç çekimser oy yok, 152 ülkede öneriye imza atar.



****

-Yıl 1996. Haiti Cumhurbaşkanı ölür. Bir vasiyet bırakmıştır. Vasiyet açılır. Vasiyetinde mezar taşına yazılması için bir metin çıkar. Metinde aynen şunlar yazar: "Bütün ömrüm boyunca Türkiye'nin lideri Mustafa Kemal ATATÜRK'ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm"

****

-Yıl 2000. ABD Başkanı milenyum mesajı yayınlar. Mesajın bir yerinde aynen şunları söyler: "Bugün milenyumun hiç şüphe yoktur ki tek devlet adamı Mustafa Kemal ATATÜRK'tür. Çünkü; o, yılın değil asrın lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir."



****

-Norveççe'de "ATATÜRK gibi düşünmek" deyimi varmış. Örneğin; okulda öğretmen bir öğrenciye çözmesi için problem verdiğinde , eğer öğrenci tembellik eder problemi çözmez ise öğretmen ona problemin mutlaka bir çözümü olduğunu birde ATATÜRK gibi düşünmesi gerektiğini söylermiş.

****

-Bir İngiliz gazeteci ATATÜRK'le röportaj yaparken, röportajın bir yerinde Mustafa Kemal'e şöyle sorar: "Birleşmiş Milletlere üye olmayı düşünüyor musunuz?" Mustafa Kemal'in cevabı aynen şöyle : "Şartlarımızı koyarız. Kabullerine bağlı. Biz üye olmak için müracaat etmeyiz. Eğer davet gelirse düşünürüz". Evet, Birleşmiş Milletler sadece Türkiye'yi davet edebilmek için yasasını değiştirir ve ilk davet edilen ülke Mustafa Kemal'in ülkesi olur.

****

-Tarih ATATÜRK'ü ağlarken çok ender tespit etmiştir. İlki Çanakkale'de topçu atışımız başladığı sırada döktüğü gözyaşıdır. Diğeri ise: Çankaya'dan meclise gelirken, yol üzerinde sadece ama sadece bir tek iğde ağacı varmış. ATATÜRK o iğde ağacının önünden geçişlerin de arabasını durdurur, iner ve o iğde ağacına selam verirmiş. "Aman demişler paşam ne yapıyorsunuz böyle?". "Eee demiş, o, yediğim meyvenin, sığındığım gölgenin, soluduğum havanın bir neferi. En az diğer neferler kadar bunun da selama hakkı var". Yani "niye şaşırıyorsunuz?" der gibiymiş. Ve bir gün yanında bulunan arkadaşına "İşte bu benim..." derken bide bakıyor ağaç yok ortada hemen iniyor "Ne yaptınız bu ağaca" diyor. "Paşam" diyorlar "yolu genişletmek için mecburduk kestik o ağacı". "Yahu bitek bana soraydınız bu ağacı kurtaracak bir yolu mutlaka bulurdum" diyor. Daha fazla dayanamıyor, arabasına biniyor, şoförünün ve arkadaşının gözü önünde hüngür hüngür ağlamaya başlıyor. Bir tek iğde ağacı için mi dersiniz? Hayır. Çok zor şartlarda kurtardığı bu topraklarda yetişen bir canlıdır o ve lideri olduğu bu toprakların da o iğde ağacının da sorumluluğu Mustafa Kemal'in omuzlarındadır da onun için.

****

-Yıl 1930. ATATÜRK Yalova köşküne doğru çıkmakta. Bir de bakar bir bahçıvan koca bir çınar ağacını kesmek üzeredir. "Yahu" der "sen hayatında hiç böyle bir ağaç yetişdirdin mi ki? Kesmeye muktedir görüyorsun kendini ve niye?" der. Bahçıvan derki: "Paşam çınar ağacının kökleri köşkün temelini kaldırdı, yaprakları da köşkün pencerelerine müdahale ediyor. Ya köşkü kaybedeceğiz ya ağacı keseceğiz. Onun için de kusura bakmayın ama biz ağacı kesiyoruz". Bir an düşünür; "Hayır gerekirse köşkü ağaçtan uzaklaştırırız" der. Derler ki bu gün Mustafa Kemal bir hoş. Ne demek köşkü tutup ta ağaçtan uzaklaştırmak? Mühendis değil, mimar değil, ziraatçı değil ama ne yapar biliyor musunuz? İstanbul'daki köprü altındaki tramvay raylarını Yalova'ya taşıtır. Köşkü hiç yıkmadan olduğu gibi tutarak kendisi de kazma kürek temelini kazar ve köşkün altına tramvay raylarını döşeyerek köşkü ağaçtan 4 metre 80 santim kenara çeker. hala Cumhuriyetimiz gibi ayakta durmakta olan çınar ağacının kurtuluşunu temin eder.

****

-Chicago özelin haberi aynen şöyle: "Vanderbit Üniversitesi profesörlerinden doktor Kirk Landın laboratuarları nda muhtelif ameliyeler neticesinde kırmızı renkte yeni bir çiçek elde etmiştir Profesör bu yeni çiçeğe isim ararken, yanında duran Tarsus Kolejinde ATATÜRK'le tanışmış, ondaki tabiat bilgi ve ilgisine hayran olan bir diğer profesör bu çiçeğe ATATÜRK isminin verilmesini önermiştir. Bu öneri dünya nebatat dairesine iletilmiş ve ATATÜRK'ün yaptığı çalışmaların anlatıldığı toplantıda oy birliğiyle kabul edilmiştir". Yani dünyadaki her ülkede bu çiçek Gazi ATATÜRK adıyla üretiliyor ve satılıyor.

****

-Tahsin COŞKAN Cumhuriyetin ilk yıllarında genç bir ziraat mühendisidir. ATATÜRK: "Gel Tahsin seni bir yere götüreceğim fikrini almak istiyorum" der. Giderler, ATATÜRK'ün gösterdiği yere bakar Tahsin ÇORAK. Bataklık, sivrisinek salgını, hayvan leşlerinin olduğu berbat bir arazidir. "Ya paşam hayrola" der. ATATÜRK, "Buraya bütün masrafı cebimden olmak üzere bir orman çiftliği yapmak istiyorum" der. "Ya paşam buranın ıslahı ya sizin paranızı tüketir ya da zamanınızı, neden bu kadar mümbit topraklar varken gelip de burayı tercih ettiniz?" der. ATATÜRK'ün cevabı ATATÜRK'çedir. Derki "Ben en zor olanı yapayımda siz arkamdan kolayları nasıl olsa yaparsınız". Bu arada Tahsin ÇOŞKAN "Paşam burda hiçbir şey yetişmez, pek uğraşmayın" der. Ama dinleyen kim. Derki "Tahsin buraya ziraatçileri getir, incele, bana burasıyla ilgili resmi bir yazı getir". Biraz sonra Tahsin COŞKAN çok mutlu, kendi dediği çıktı, üzerinde "Burada hiçbir şey yetişmez" yazılı, altında da ziraatçilerin imzasının olduğu bir belgeyi Mustafa Kemal'in önüne koyar. ATATÜRK biraz mütebbessim okur bu yazıyı. Kalemi alır, bu kağıdın yanına aynen şunları yazar: "BURASI VATAN TOPRAĞIDIR, KADERİNE TERK EDEMEYİZ". Etmez de. Buraya kendi elleriyle çam ve köknarı diker. Sonra Bütün Ankara halkını bedava trenlerle buraya getirtir, ağaçlar boy vermişlerdir, insanlar altında dinlenmektedirler, havuz yapılmıştır, çocuklar yüzmektedirler. Süt ürünlerinin üretildiği bir fabrika yaptırır. Üstelik bu masrafların hepsini kendi cebinden karşılar.

****

Nebizade diye bir arkadaşı vardır ve kafası çok karışıktır. "Yahu paşam senden başka bir tek kişi burada bir ağaç yetişeceğine inanmadı. Peki sen nasıl anladın burada orman olacağını?" der. ?Gel Nebizade gel, şimdi anlatayım sana. Tahsin ÇOŞKAN'ın burada bir şey yetişmez dediği günün akşamı tebdili kıyafetle Çankaya'dan kaçtım, burada ki köylülere geldim. Köylüler beni tanımadılar. Köylülere, ağalar burada ağaç yetişip yetişmeyeceğini bana en kolay yoldan nasıl ispat edersiniz dedim. "Al dediler", bana bir testi su verdiler, bir de kazma kürek. "Kaz orayı iki gün sonra gel biz sana ne olacağını söyleriz" dediler. Ah o iki gün Çankaya'da nasıl geçti bir Allah bilir bir de ben. İki gün sonra gittim testiyi çıkardım, testinin içinde su bitmişti, köylülere uzattım. Dediler ki bana "ağa testide su

kalmamış, toprak su emiyor, bakma bunun üstünün kurak olduğuna, biraz uğraş burada ne ekersen biçersin". Ve Tahsin COŞKAN'ın o raporu bana getirdiği gün ben çoktan projeye başlamış epey de ilerlemiştim? diyecektir.

****

-Yıl 1935. Ahlatlıbel'e gidelim. Ahlatlıbel Ankara yakınlarındaki kazıların başladığı yer biliyorsunuz. Bütün arkeoloji kazılarının yapılma emrini veren Mustafa Kemal, müzelerin açılma emrini veren de Mustafa Kemal. Ama bugünkülerde olduğu gibi açın, kazın, imza; öyle değil. Bakıyorsunuz Efes kazıları başlıyor iki kere gidiyor, Konya'da Asar kazıları başlıyor başında, birde bakıyorsunuz Ahlatlıbel kazıları başlamış başında, toprak alıyor, ölçüyor, biçiyor. "Ya ne yapıyor Mustafa Kemal" diyorlar. Çankaya'ya gidiyor, Çankaya'da üç gün üç gece hiç uyumadan -uyumamak için alnına ıslak bezler koydurmuş- birilerini çağırıyor, telefonlar ediyor bir heyecan bir telaş. Üç gün sonra Ahlatlıbel'e geliyor. arkeologlara heyecanla: "kazdığınız yer yanlış, şurayı kazmanız gerekir" diyor. Yabancı arkeologlar "el insaf paşam, anladık iyi askersin iyi devlet adamısın ama yani bu işte bizim işimiz niye karışıyorsun? der gibi aralarında birkaç şey oluyor ama emir büyük yerden. Başlıyorlar Mustafa Kemal'in gösterdiği yeri kazmaya. Sonuç mu? Bütün bulgular oradan çıkacaktır. Yabancı arkeologlar İnat uğruna, kendi ceplerinden öder ve dedikleri yeri kazarlar ama hiçbir bulguya rastlamaycaklardı r.

****

-Bir gazeteci ATATÜRK'e sorar "size de diktatör diyorlar ne dersiniz?". ATATÜRK şöyle bir bakar, "Eğer ben diktatör olsaydım hanımefendi bu soruyu sorduktan sonra siz asla canlı kalamazdınız" der.

****

-ATATÜRK, "Çocukluğumda elime geçen iki kuruştan birini eğer kitaplara vermeseydim bu gün yapabildiğim işlerin hiçbirini yapamazdım". Çocukluğunda eline geçen iki kuruştan birini kitaplara verdiği için 35 yaşında general, 40 yaşında başkomutan, 42 yaşında cumhurbaşkanı, 46 yaşında dünyada pek çok reformist var ama hiç biri dile dokunabilmeyi cesaret edememiştir; dile dokunabilen tek reformist Mustafa Kemal'dir. İşte bunu yapabilen ve 53 yaşında nutku yazan genç olarak tarihimize geçecektir Mustafa Kemal.

Sen de dedem gibi ölecek misin, anneanne [Puan:0 | Katılımcı:0 (Hit:34)]
Küçük balığın öyküsü [Puan:0 | Katılımcı:0 (Hit:119)]
Ve insanoglu unuttu [Puan:0 | Katılımcı:0 (Hit:163)]
Dondurucu anket [Puan:0 | Katılımcı:0 (Hit:143)]
Süpriz Hayat [Puan:0 | Katılımcı:0 (Hit:128)]

ilginç itiraflar [Puan:0 | Katılımcı:0 (Hit:1295)]
Ataturk ve Misyoner Sidika Avar (Banu Avar'ın Annesi) [Puan:10 | Katılımcı:2 (Hit:1273)]
En Komik gelenekler [Puan:0 | Katılımcı:0 (Hit:1263)]
GüzeL SözLer .! [Puan:0 | Katılımcı:0 (Hit:657)]
Evlilik üzerine - can dündar [Puan:0 | Katılımcı:0 (Hit:517)]

Bu meatiyel için Henüz Yorum Yapılmamış, İlk yorumu siz Yapın!
isim Zorunlu Alan! 
Mail Zorunlu Alan! 
Yorumunuz Zorunlu Alan! 
Kalan Karekter.
Resim Onayı Zorunlu Alan! 

 
Yararlı Linkler
  • Malmıyımneyim
  • 50 Tl ye web sitesi
  •  
     
     
     
      AhmBay © 2008 | Render: 0.014 s. | iletisim